Cumartesi, 19 Mart 2011 15:17

Bir Cuma Hutbesinin Ardından

Tarihin o derin sahifelerinde dolaşmak, geçmişi iyisi, kötüsü, hayırlısı ve şerlisi ile hatırlamak insanın, insanlık tarihi üzerine düşünmesine ve yarın için muhasebe yapmasına yarıyor. Beklide zorunlu olarak geçmişten ders çıkarması gerekiyor.

İstiklal Marşının kabulü, yazarı Mehmet Akif ERSOY’un anılması ve Çanakkale Savaşı ve şehitleri üzerine de yıl dönümleri nedeniyle çokça programlar yapılıyor. Hatta bu günkü (18.03.2011) Cuma namazında hutbenin konusu da önemine binaen bu konuya ayrılmıştı. En azından benim gittiğim camideki hutbe konusu bu idi.Çanak kale Zaferi!

Çanakkale savaşları üzerinde yazılan ve söylenen çok şeyler var bazısı gerçek bazısı destanlaşmış bazısı da maalesef yalan ve kandırmaca dolu. Gerçi bu tarz yalan yanlış bilgiler yakın tarih üzerine çokça yazılmış ve zoraki gerçek dışı bir tarih bilinci oluşturmak için uğraşılmış sanki.İşte Çanakkale bir destan ama, gerçekleri hasır altı edilen bir destan.Yada tabir yerinde ise bir  kısmı anlatılan, gerçeği bir kenara bırakılmış, destanlaştırılarak sadece destan kısmı nesillere aktarılan bir tarih sayfası!?

Benim esas diyeceğim; cuma hutbesine kadar gelen ve bu denli önemli olan bir tarihi dönüm noktasının cami hutbesinden kendi ruhundan kopartılmış olarak verilmesi. İslamiyet ve Türklük ruhundan bahsedilmesi.Çanakkale Savaşında düşman ordularının Türklük diye bir dertleri yoktu biliyorsunuz. Böyle dertleri olsaydı Osmanlı içerisindeki Türklük, Türk-İslam düşüncesinin temelini oluşturan İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişki içerisinde olmazlardı. Düşman kuvvetlerinin asıl derdi; Osmanlı içerisinde ümmet bilinci oluşturan farklı milletlerin sahip olduğu Hilafet, Kur’an ve kardeşlik şuurunun bu insanların elerinden ve zihinlerinden alınması idi. Ordaki mücadelede bu şuurun yok olmaması ve elden gitmemesi mücadelesi idi. Eğer mesele Türklük şuuru olsaydı ne işi fardı o gün için yurdun dört bir yanından gelen farklı milletlerden insanların orada. Dertleri neydi, 2 dakika sonra öleceklerini bildikleri halde  niye ölümün üzerine gidiyorlardı. Dahası savaş sonrası İngiliz yetkililerin bu insanların yenilgiye uğratılabilmesi için ellerindeki Kitabın (Kur’an) alınması gerektiği yönünde karar alınması, orda oluşan şuurun ne olduğu daha iyi ortaya koymuyor mu?

Hal böyle iken Allah’ın mesajı ile örtüşmeyen bir anlayışla Cuma hutbesinde “Müslümanların meselelerinin konuşulduğu, tartışıldığı,haftalık buluşmayı ifade eden Cuma hutbesinde” kardeşliği ve üstünlüğün ancak takva ile olacağını belirten bir dinin öğretisinin dışında yasaklanan ve ayrılık ifade eden, asabiyet ifade eden bir şekilde Türklük şuurundan bahsediliyor.

Burada şu yanlışa da düşülmemesi gerekir. Türklük şuuru İslamı anlatıyor, İslamı kastediyor. Hayır efendim Türklük şuuru İslamı anlatamaz. İslamı ancak Alemlerin Rabbı olan ALLAH ve O’nun kutlu elçisinin ağzından dökülenler anlatır ifade eder. Allah’ın ifade ettiği gibi niye O’nun dinini ifade etmiyoruz. Biz başka kelimeler ve ifade tarzı geliştiriyoruz. Haşa! Allah acizmi ki, kendi dinini anlatmaktan. En iyi bir şekilde ifade etmekten. Bize Kitabı indiren O, koruyacağını söyleyende O. Dolayısıyla dini en iyi anlatan da O. Bu nedenle Çanakkale Destanı Türklük şuurunu anlatıyor diyecek kadar basit ve hafife indirgenecek bir mesele ve tarih sayfası değil. Çok ders alınacak, ibret alınacak, geleceğe ışık tutacak bir tarihi dönüm noktası.

Hutbe hazırlayanlar veya bu konuda Yetkili Makamlar lütfen daha titiz, daha dikkatli olsunlar. Cuma hutbeleri veya cami minberleri gerçekleri ve doğruları söyleme mekanları. Biliyorsunuz, sahabe döneminde bu hutbelerden “ ben yanlış yaparsam ne ile düzelteceksiniz” diyen halifeye, cevap “kılıçlarımızla” olarak verilmişti. Ben sadece bazı konulara ehemmiyetine binaen dikkat çekmek istedim. Amacım kimseyi kırmak ve hor görmek değil, haddime de değil zaten.
Selam ve dua ile.

Muhammet ÇAĞLIYAN

Son değişiklik Çarşamba, 07 Mart 2012 12:00

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile