Ne Okuyoruz? Ne Okumalıyız?

Okumak konusunda kafamız karışık ve çoğumuz, maalesef, bu hususta yeterli bilince sahip değiliz. Bunu, piyasası olan/ çokça satan değersiz kitaplara, iki üç yılda satışı bini bulmayan edebî ve estetik kıymeti yüksek kitaplara bakarak söylüyorum.

Öğrencilerimin sıkça sordukları "ne okuyalım" sorusu da, iddiamın ispatını güçlendiriyor. Yazının başına koyduğum soruların cevabını sonraki yazılara bırakıp önce, "okumak nedir, niçin okuyoruz, nasıl okumalıyız" türünden soruların cevabını bulmak gerekir.

Okumak, bilgilenmek, hikmetle bezenmek, bu sayede bilinçlenmek, dünyevî ve uhrevî olanı kavramak; fizik ve metafiziğin kuşattığı alanlara adım atmak için yapılan çok önemli bir uğraştır.

Başka bir deyişle, öğrenmek, bilmek, tanımak, hakikati araştırmak, tefekkür etmek, görünmeyeni fark etmek, basiret gözü ile görmek, anlamak, anlatmak, talim ve tebliğ etmek gibi pek çok insanî eylemi içeren ya da beraberinde getiren kapsamlı bir iştir okumak.

Daha da genişletirsek, okumak "zekayı kibarlaştırmak", "zekanın tavırlarını efendileştirmek", bilgi dağarcığını doldurmak, düşünce ufkunu genişletmek, görgü ve tecrübeyi artırmak, kültürlü olmak; toplumu, milleti ve millî olanı tanıtmak, içinde nefes alıp verdiğimiz dünyayı, onu çevreleyen âlemi, tabiatı ve oradaki bütün nesneleri ve onların özündeki ilahî kudreti, neşveyi ve yaşama sırrını açıklamak gibi değeri hiçbir şeyle ölçülemeyecek bir kıymeti haizdir, diyebiliriz.

"Okuma" der, Proust, "içimizdeki meçhul âlemin kapılarını açan bir anahtardır." Demek oluyor ki, ‘insan denen meçhul'ü okumak sayesinde keşfediyor âdemoğlu. İnsan bütün gerçekliğiyle kendini tanıyınca, nefsiyle yahut "ben"iyle hesaplaşabilecek bir yürekliliği de kazanır.

İstersek, Descartes'in deyişiyle geçmiş asırların en namuslu adamlarıyla bir hasbıhâl yaparız okuma sayesinde. Bu dostça hâlleşmeden, dertleşmeden, söyleşmeden insanca bir keyif de alınır. Ömrünü okumaya vakfeden Cemil Meriç, haksız değildir "eğlencelerin en asilidir okuma, daha doğrusu en asilleştiricisidir" derken...

Okumak, sadece insanoğluna layık görülmüştür; tıpkı kulluk gibi. İnsanî oluşuyla birlikte kutsal bir boyutu da vardır. İlahî buyruğun ilkinin "Oku" olması, manidardır. Okumak bir insanlık ödevidir. Yüce Yaratıcı'nın "oku" emri, bu ödevi daha bir anlamlı kılar.

"Okuma"nın, her uğraş gibi, bir üsûlu olmalıdır. Eğer okumalarımız bir yöntem dahilinde gerçekleşmezse yarar yerine zarar getirebilir. Evvela, kişi, okumanın ciddî bir uğraş olduğu yolunda bilinçlenmelidir.

Öte yandan, bazı kitaplar vardır ki, okunmadan evvel bir hazırlık ister okurundan. Zihnî bir donanım. Belli bir süre okuma uğraşıyla haşır neşir olmamış, az çok bir birikime ulaşmamış, ‘okuma'nın dayanılmaz tadını hazzetmemiş, içine sindirememiş okuyucular, bu tür eserleri, ‘ağır' veya ‘sıkıcı' bulabilirler. Boş bir zihinle ciddî kitapların karşısına çıkılmaz.

Bir insan bütün ömrünü okumaya adasa, yayınlanan kitapların yine de büyük bir kısmını okuyamaz. Öyleyse, bilinçli okur seçici olmak zorundadır. Bu noktada, "değerli kitap" kavramıyla karşılaşıyoruz. Dünya hayatının en anlamlı ve kıymetli nesneleri olan kitapların değeri neye göre belirlenir? Bilimsel/ araştırma-inceleme kitapları bir yana, sanat, edebiyat ve kültürel çerçevede ele alacağımız kitapların kıymetini belirleyen bir tek özellik yoktur.

Bir kitabın, içeriğinden anlatımına yenilik, özgünlük, edebî üstünlük, estetik bütünlük gibi nitelikleri haiz olması gerekir. Alanın bilgin ve ehil kişilerince, beğenilmesi, takdir edilmesi, zamana dayanması gerekir değerli kitapların.

André Maurois, bütün uğraşlar gibi, okumanın da kendine mahsus kuralları olduğunu söyler ve bunların kimini zikreder. Öncelikle birçok muharriri sathî olarak tanımak yerine, birkaç muharriri birkaç konuyu derinlemesine tanımanın tercih edilmesi gerektiğini söyler. Sonra, büyük metinlere öncelik ve önem verilmelidir.

"Kendimizi küçük kitapların seli altında boğulmaya bırakmayalım." der. Büyük metinlerden kasıt, şaheserlerdir. Bir başka husus, aklın ve ruhun gıdasını iyi seçmektir. Her aklın ve ruhun kendine uygun düşen bir gıdası vardır. Bize ait yazarlar, sanatkârlar olmalıdır.

Dostlarımız gibi. Takım tutar gibi yazar tutmak değil, kendisiyle gönül dostluğu, ruhî yakınlık kurabileceğimiz sanatçılar belirlemektir doğru olan. Önyargının tuzağına düşüp, doyumsuz kaynaklardan yüz çevirmek şeklinde anlaşılmamalı söylediklerimiz.

Ayrıca, okumalar sonrasında bilip öğrendiklerimiz, yani kazanımlarımız, süzgeçten geçirildikten sonra bizce şekillenip hayatımıza, yaşama pratiklerimize katılmazsa fayda yerine zarar getirebilir. Gereken titizlik gösterilmeyince, okuma tehlikeli ve zararlı boyutlar kazanabilir.

Valery, böyle bir okuma için kullanmış olmalıdır "cezalandırılmayan kabahat" ifadesini. Bu hususta ilk söylenmesi gereken şey; aşırı ve düzensiz okumanın, hafızayı ve düşünce mekanizmasını bozduğudur.

Eline geçen her şeyi okuyanlar, bunları yorumlama, hazmetme, moda tabirle içselleştirme gereği duymayanlar, okuduklarını kendilerine temsil etmeyenler boşuna okuyorlar demektir. Böyleleri, kendi düşüncelerine güven duymaz, ehemmiyet de vermezler.

Okumayı "hastalık" hâline getirmek, böyle bir derekeye vardırmak tehlikelidir. Çünkü böyle bir derde düşenler, bilgilenmek, öğrenmek, incelemek, düşünmek, keyif almak hatta eğlenmek için bile okumazlar; Cemil Meriç'in deyişiyle ‘okumak' için okurlar. Yasak savmak kabilinden okurlar.

Her çıkan matbuata saldırırlar. ‘Şunu da okudum, bunu da okudum' demek için. Hatta bunların öyleleri vardır ki, baştan sona bir kitabı bitirdikleri nadirdir. Bazen bir eserin başını, kimi zaman sonunu, ya da ortasından bir yerini okurlar.

Tek yönde, tek görüşe bağlı kalarak okumanın cahilleşmek için harcanan hazin bir çaba olduğunu belirten ünlü romancımız Tarık Buğra, karşı anlayışlara ve düşünce tarzlarına pencerelerini sımsıkı kapatan, karşı seçenekleri ve çeşitliliği bilmeyen ‘okuma oburu' insanların Afrika'nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan zavallılardan farkı olmadığını söyler.

André Maurois'in ifadesini biraz değiştirerek söylersek, okuma uğraşı, yaşamak uğraşıdır. Okumalarımız, şayet insanı anlamak ve kavramak gayesine matûfsa manidardır. Bu amaçla yola çıkan kişinin hedefe varmaması, hayatını anlamlı kılmaması mümkün değildir. Kitap, şuurlu okur için vardır.

Turan Karataş

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile