Taşkale'de Düğün

Karaman-Ereğli yoluna düştüğünüz zaman bomboş bir bozkırın ortasında ilerlemeye başlarsınız. Kuzeyde Karadağ bütün heybetiyle yükselir. Bu heybetlilik duygusunu biraz daha abartır bozkır. Bu yolda 18 km. sonra sağa dönerseniz biraz ileride karşınıza insanı ürperten, yülerce yıllık geçmişe götüren bir yayla çıkar. Aşıklar Öreni ya da İsmail Hacı Tekkesi denilen bu yayla Yunus Emre’nin dedesinindir. Buradaki tekke, İsmail Hacı’nın türbesi, ev, ağıl ve mezar kalıntıları düşlere daldırır insanı. Bu yaylaya ilk gittiğimde müthiş bir dolu yağmış, bir anda bembeyaz olmuştu her taraf. Yaylaya vardığımızda yaylanın önündeki dereden sel akıyordu. Türbenin bulunduğu tarafa geçebilmek için uzun süre beklemek zorunda kaldım. Orda kalan yaylacılar çay ikram etmiş, yaylanın hikâyesini anlatmışlardı.

Yayladan güneye doğru inen yol Yeşildere’ye İbrala vadisine çıkar. Bozkırın ıssızlığına karşılık yemyeşildir İbrala Vadisi. Vadinin ortasında akan derenin iki yakasında Yeşildere ve Taşkale beldelerinin bahçeleri vardır. Bereket fışkırır bu topraklarda. En çok da ceviz ağacı vardır bahçelerin içinde.

Taşkale’ye varmadan 5 km. beride Manazan mağaraları vardır. Doğudan batıya doğru uzanan büyük bir kaya kütlesine insan eliyle oyulmuş, beş katlı eski bir yerleşim yeridir burası. En üst kat olan ve Ölüler Meydanı denilen yerde bulunan genç bir kadın mumyası halen Karaman Müzesinde sergileniyor.

Taşkale tamamıyla otantik bir beldedir. Beşyüz yıl önce neyse yine aynı duygusuna kapılıyor insan. Yüksek bir kaya kütlesine yüzlerce ambar yapmışlar. Kaya yüzeyine yapılan küçük oyuklara tutunarak çıktıkları bu ambarlarda kışlık yiyeceklerini saklıyorlar.

Taşkale’ye ilk yerleşen Yörük obalarının adının Kızıllar olması nedeniyle ilk adı Kızıllar’mış Taşkale’nin. Arkeolog Nurettin Özkan’ın tespitlerine göre Atatürk’ün dedesi de bu bölgeden Rumeliye iskan ettirilen Kocacık Yörüklerinden Kızıl Hafız Mehmet Efendi imiş. Yani bölge iki büyük insanımızın Yunus Emre’nin ve Atatürk’ün ata yurtları.

Taşkale eski gelenek ve göreneklerini aynen devam ettiren ender beldelerimizden biri. Ünlü köy seyirlik oyunlarından biri olan deve oyunu hala özel günlerde oynanıyor.

Uzun zamandır kına adetlerini görmek, görüntülemek istiyordum. Halıcı cadım Demet’e telefonda söyledim, bir kına gecesi yapabilir miyiz, diye. Hiç ikirciklemeden “yaparız abi” dedi.

Gittim. Halı atölyelerini ziyaret ede ede Demet’in çalıştığı atölyeye vardım. Ötekileri ziyaret etmesem gücenirler. Beldeye gide gele yediden yetmişe hepsiyle ahbab oldum. Hangi atölyeye varıp bir merhaba desem “gir hele çayımızı iç öyle git” derler. Sıcak, güleryüzlü insanlardır hepsi. Taşkale yoksul bir belde. En büyük kazançları halıcılıktan. Bu yüzden kızların büyük kesimi halı dokur. Öğrenim oranı yüksektir. Halı dokuyan kızların büyük liseyi bitirmiş ama üniversiteyi kazanamamışlar. Genç erkek nüfus soluğu başka şehirlerde alırken kızların böyle bir şansı olmadığı için gün doğumundan gün batımına kadar hep tezgah başındadırlar. Bu yüzden mutsuzdurlar ama dışarıya belli etmezler bunu. Ancak güvendikleri dostlarına açarlar sırlarını.

Akşam yemeğinden sonra Demet’in annesi Şerife’nin evinde toplandı kadınlar, genç kızlar. Demet’le arkadaşı Reyhan Çakmak adını verdikleri geleneksel bir giysi giymişlerdi. Yaşlı genç bütün Taşkaleli kadınlar hayat dolu hiç naz etmeden oyuna kalkıyor, türkü çığırıyorlar. Kınadan önce iki yaşlı kadın iki değişik varyantını o akşam dinledim. Bir süre sonra oyun kesildi. Başına kırmızı bir örtü örtülen gelin rolündeki Demet kına odasına alındı. Bir kadın dayama yastığını iki kere yere vurduktan sonra ortaya koydu ve Demet yastığın üzerine oturdu. Avuçlarının içine para koydular ve kına töreni başladı. Tabla çalan kadınlar hem çalıyor, hem mani söylüyorlardı. “Anam kızın çok muydu/Hiç mehelin yok muydu/Damınızda ot muydum/Bir kız sana çok muydum/ Anam size yük müydüm/Kız anam kınan kutlu olsun/Söylede bal dilin tatlı olsun.” Kına bittiğinde Demet içini çeke çeke ağlıyordu, Reyhan’da kendini tutamamıştı. Ne kadar uğraştıysak Birsen cadısını ağlatamadık.

Kınadan sonra gelinin akrabaları, gelini başına tutulan tablanın içine armağanlarını atıyorlar.

Ertesi akşam Birsen’in konuğuyum. Bu kere kendi aralarında oynadıkları bir oyunu gösterdiler. Fadime bohçacı kadın oldu, Birsen bitirim bir delikanlı. Demet göbekli bir hacıağa tipi yarattılar. Bir oyun ancak bu kadar güzel yapılabilirdi.

Ben dönüş için beldenin otobüsüne binerken onlar halı atölyelerinin yolunu tutmuşlardı.

Taşkale’den Yeşildere’ye kadar çıkan İbrala vadisi mükemmel bir yürüyüş alanı. Vadinin çevresindeki kayalıklar fosil yatağı hep. Taşkale’ye gitmişken görülmesi gereken yerlerden biri İncesu mağarası. Beldenin 9 km. güneyinde bulunan mağara 1356 m. Uzunluğunda. İçindeki sarkıt ve dikitler gerçekten görmeye değer. görülmesi gereken yerlerden biri İncesu mağarası. Beldenin 9 km. güneyinde bulunan mağara 1356 m. Uzunluğunda. İçindeki sarkıt ve dikitler gerçekten görmeye değer.

(Bu Yazı Zeki OĞUZ'un hatıralarından alıntıdır.)

Okuma: 625
Yorumlar (3)Add Comment
...
yazar Adem Kocatürk , 10 Aralık 2008
okuduğunuz için teşekkürler
...
yazar can , 10 Aralık 2008
yazidan hic birsey anlasilmiyor nedemk istediniz bu kose yazisi degil resmen roman olmus azdaha yazsaydiniz
...
yazar ahmetcem , 25 Kasım 2008
abi nasılsın ben ahmetcem suriye turundan resimleri siteye koy abi ve abdullah abiye selam söle

Yorum yaz
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız, eğer kayıtlı değilseniz lütfen ilk önce kayıt olunuz.

busy