karamandan.com

İşsizliğimin Anatomisi

Meğerse insanın nefes alışıymış bu çalışmak. Meğerse insanın yaşamasıymış. Sabahları gözlerini açma sebebi. Akşamları sırtındaki tatlı yorgunluk.

Meğerse insanın nefes alışıymış bu çalışmak. Meğerse insanın yaşamasıymış. Sabahları gözlerini açma sebebi. Akşamları sırtındaki tatlı yorgunluk.

Küçük bir kasabada geçen ama hayatımdan büyük parçalar götüren işsizliğim geliyor aklıma. Okulu birincilikle bitirmiş olmama rağmen ve bulunduğum şehirde işimle ilgili sayısız sektör varken elimden tutan ve birbirini takip eden iş başvurularımı olumlu değerlendiren bir firma olmamıştı. Oysa çalışmak istiyordum. Kanımın kaynadığı ve parasızlıkla aklımın yerinden oynadığı bir demdi. Çalışmak istiyordum. Zira babamın verdiği yedi lira bir haftama yetmiyordu. Çalışmak istiyordum. Zira sevdiğime doğum gününde hediye alacak kudrette değildim. Evdeki bir kitabı paketleyip götürmüşlüğüm olmuştu. Kızcağızın yüzünde şaşkınlık ifadeleri belirmişti. Her ne kadar okumayı sevmese de “aaaa çok güzel” diyerek sahte bir sevinç gösterisinde bulunmuştu. Ben bilmez miydim inci boncuk almayı sevdama. Ben bilmez miydim vitrindeki o çok beğendiği bluzu almayı. Ama kudretim yoktu. Çalışmak istiyordum. Zira genç yüreğim yerinde durmuyor duramıyordu. Memleketler gezmek istiyordum gidemiyordum. O ille de gel diyordu. Ben metalik renkli şehirlerarası otobüslere binemiyordum.

Bir sarmaşık dalı gibi işsizlik yakama sarılmış bırakmıyordu. Bırakacağa da benzemiyordu. Ne biçim bir illetmiş bu. Yüzümden gülücüklerimi, yüreğimden düşlerimi alıp götürmüştü. Kendime olan öz güvenim kaybolmuştu. Adımlarımda bile kendime güvenimin olmadığı ön plana çıkıyordu. Sanki yüz kızartacak bir fiilde bulunmuşum da başım hep önümdeydi. Kaldıramıyordum başımı. Bakkal efendiye  100 lira borcum vardı. Fırına 25 lira. Kahvehaneye yirmi otuz çayın borcu vardı. Arkadaşlarımdan aldığım beş liraların haddi hesabı yoktu. O çok sevdiğim yüreklerle kasaba meydanında karşılaşmamak adına, hicabımı yeniden yaşamamak adına köşe kapmaca oynuyordum adeta onlarla.

Oysa ben bu okulu hangi düşlerle bitirmiştim. Çok geceler gözlerime kan oturana kadar ders çalışmıştım. Bazen beynimin almadığı ve resmen iflas ettiği olurdu aşırı yüklemeden. Yine de pes etmemiş, annemin ve babamın beklentilerini boşa çıkarmamıştım. Oğulları okusun diye ellerinden ne varsa bu yola döken ve eğitimim için türlü cefalar çeken bu koca yüreği nasıl ortada bırakabilirdim ki. Bu okul bitmeliydi. Bu diploma bu eve asılmalıydı. Akşamları yorgunluğumun nazını etrafa çektire çektire işten eve gelme hayallerim vardı. Ayaklarımı soğuk suya sokacaktım bakır leğenimizde. O gün akşama kadar neler yaptığımı ballandıra ballandıra ballandıra anlatacaktım aile efradına. Akşamları pazara uğramadan eve gelmeyecektim. Bir kolumda meyve poşetleri bir kolumda sebze poşetleri olacaktı güya. Rahmetli anam kapıda karşılayıp Karaman şivesiyle “aman benim guzum  eve neler neler de getirirmiş” diyecekti. Bilemezdim hevesimin kursağımda kalacağını. Aklım sıra okulu birincilikle bitirmiştim. Kim olsa alırdı beni işe. Aklım sıra bulunduğum ilde gıda sektörünün çokluğu nedeniyle sıkıntı çekmeyecektim. Aklım sıra hatırlı dostlarımız vardı.  Bir bir kapıların yüzüme kapandığını gördükçe şekillendi hayat. Akşamın karanlık olduğunu o zaman gördüm. Gecenin gece oluşunu. Soğuğun üşüttüğünü, ateşin yaktığını o zaman öğrendim. Duyduğum tek cümle “biz sizi ararız”  Başka bir şey yoktu. İçimden Karaman şivesiyle beddualar yağdırıyordum. “aramaz gomaz olun da gara yirin dibine arayın emi” diyerek. Zira biz sizi ararız ibaresi şansınızı başka kurumlarda ve firmalarda arayın sizi aramayacağız anlamına geliyordu.  Bunu diyen de dinleyen de pekâlâ biliyordu.

Gerçekten zordu. Ve gerçekten zor günler yaşadım. İşsizlik bir kurt gibiydi. Adeta içimi kemiriyordu. İçten içe. Sinsi sinsi. Ve can damarıma doğru ağır ağır ilerliyordu. Ben böyle değildim aslında. Böyle eğmezdim hiç başımı. Böyle dalmazdım uzaklara. Ne hatırı sayılı dostlarımız devreye girdi. Ne de diplomamızın oluşu. Böyle oldu genç adamın iki göz bir hanede kahroluşu.  İnsanın yaşarken birisine muhtaç yaşaması, babası da olsa baba parası ile nefes alması ifade edilemeyecek kadar zor. Ben babamdan aldığım parayla nasıl ben olayım. Ben nasıl ayakta durayım. Hiç mi kendime saygım yoktu. Hiç mi haysiyetim yoktu. Bunların bilinci ile utanarak ama mecburen el uzatıyordum babamın verdiği paraya. Zaten onun da geleceği, aldığı alacağı dört dönüm tarladan kaldırdığı şeker pancarından aldığı paraydı. Bu minval üzere başım mengenede, yüreğim yaraydı.

Şehir minibüsüne kaçak bindiğimi ve bilet vermediğimi hatırlıyorum. İşsizlik adamı neyliyormuş meğerse. Hani ben anneme dürüstlük sözleri vermemiş miydim çocukluğumda. Hani ben hakkın hukukun adamı değil miydim?  Babamın beş yaşındaki yeğenime vermiş olduğu bozuk paraları bile kullanmak mecburiyetindeydim. Yeğen unutacaktı oturduğu yerde bozuk paraları. Ben sessizce alacaktım. Meğerse bir cellâtmış işsizlik. İnsanın içindeki değerleri katleden. İçimdeki meleğin boğazını sıkan. Meğerse yangınmış bu işsizlik. Beni de, beni sevenleri de yakan. Annemin umutları kursağında kalmıştı. her şeye rağmen kınalı kuzusuydum ya, açıp ağzını bir kelam etmezdi. Edemezdi. O da yandığımı biliyor, o da yanıyordu. Sonradan duyuyordum benim için kıvrandığını. Benim için kapılar çaldığını. Genç idim. Gönül her şeyi istiyordu. Yokluğu anlamıyordu. Yokluk ise beni hiç anlamıyordu. Emsallerim akşamüstleri kasaba meydanından ara sokaklara motosiklet veya arabaları ile girerek sevdiklerine akılları sıra hava atıyorlardı. Bense gidonundan selesine hayır gelmeyecek küflü bir bisikletin nasıl hayat bulacağını hesaplıyordum elİmdeki on sekiz numara anahtarla. Ama on sekizlik anahtar bile benim düşlerimi sıkamıyordu bir türlü.

Böyle geçti beş altı ay. İşsize kim kız verecek. Hele işsizliğim gündemde iken babam bana hangi kızı isteyecek. Hangi yüzle isteyecek. Bir ara memurluk sınavı gündeme gelmişti. O zaman umutlarımın yeniden yeşerdiği bir gündü. Bu sınavı mutlak suretle almalıydım. Yoksa bu hayatı bu şekilde yaşayamazdım. Bu acizlik duygusu, bu ezilmişlik ve bu dar çerçevede sıkışmışlık kahrediyordu beni. Bu şekilde nefes alamazdım. Benliğime saygı duyamazdım. Kimliğime itibarım olamayacaktı bu şekilde. Evime ekmek getirmeden güneş doğmayacaktı başıma. Cemrelerim de olmayacaktı. Baharım da. Ne sevdiğim kız yanımda olacaktı. Ne de annem gururlanışı benimle. Bütün bunların idrakiyle sarıldım inadıma. İnadımla yeni baştan yazdım, yeni baştan öğrendim a ile b yi. İki kere ikinin dört ettiğini. Hayatımda ilk kez birisinden bir şey istedim. Avrupa’dan izne gelen bir yakınıma yanaklarımda hicabın verdiği kızarıklıkla bir test kitabı aldırdım kitapçıdan. Utanmıştım. Belki de yerin yedi kat dibine girmiştim. İstemek bana göre değildi. İstemek bize göre değildi. Hak etmeyi öğretmişlerdi bize. Çalışıp kazanmayı. Ter döküp öyle almayı. İçimden binlerce kez, kendimi bulduğum an ben de kendini kaybetmişlere el vereceğim diyerek söz vererek rabbime.

İşsizlikle kırılmıştı kolum kanadım. her şeye rağmen umudumdu inadım. Bazen umut da kafi gelmiyordu. Beklentilerimin karşısında umudum kifayetsiz kalıyordu. İşsizliğim benden çok şeyler çalışıyordu. Bizim memlekette işsiz adama selam bile vermiyordu aynı mahallenin insanı. Bazen isyan edesim ve avazım çıktığı kadar haykırasım geliyordu. Böyle bir düzene, böyle şanssızlığa. Böyle kadere. Aslında arabeski hiç sevmedim. Ama hayatım arabesk filmlerine dönmeye başlamıştı Bir fare kapanıymış bu işsizlik. Girenin çıkamadığı. Çıkanın kaçamadığı. 

Gerçekten zor oldu. Bir devrin kapanıp bir devrin açılması gibi oldu işsizlikten çalışma hayatına geçişimiz. Ama hiç kolay olmadı susuz demlerimizde yosun kokulu sulardan içişimiz. Biliyorum bir yerlerde, belki aynı sokakta, belki yan dairede şimdi aynı sızıyı çekenler var. Aynı yangında yananlar, aynı ayazda üşüyenler var. Temennim ekmeksiz ev kalmasın. Temennim düşler yürekler, yürekler çıkmazlarda kalmasın. Şimdi işimi severek yapıyorum. İşime sarılışım, işime âşık oluşum işsizliğimi bilişimdendir. İşimi sevişim kendimi sevişimdendir. Bir test kitabının sayfalarına endekslemiştim düşlerimi. Kimi vakit dualarla kimi vakit gözyaşlarıyla. Bir dünya diliyorum tüm işsiz insanlara. İçinde kendi rüyaları ve hülyalarıyla


İbrahim ŞAŞMA

 

Bu kategorideki diğerleri: Benliği Türkçe Kimliği Türkçe »

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Hakkımızda | Künye | RSS | Reklam Ver | İletişim | karamandan.com | ANT Ajans
Elemtere fiş, kem gözlere şiş