Nefsin Terbiyecisi

NEFSİMİN TERBİYECİSİ, RAHMETİN HEDİYECİSİ 

Her gelenden farklıdır gelişi. Efsunla gelir Ramazan. Gizle gelir. Ben duygusundan sıyırır insanı. Bizle gelir.  Uyandırır gaflet uykusundan âdemi, gönül gözüyle gören  ve gösteren özle gelir. O efsunda saklı olan  tılsım koca bir zamana sirayet eder ve tetikler yaşamı, hareket geçirir yedi, iklimi dört mevsimi.  Bir tandırın alevi, bir alevin dumanı ve o dumanın genzime dolmasıdır Ramazan. Günler evvelinden sözleşilip erişte kesmek için biriken komşuların şen sohbetidir bende. Bugün Durdane kadında kesilecek erişte. Yarın Sıdıka teyzelerde. Ertesi gün bir başka komşuda. O hamarat ellerin bıkmadan usanmadan ve ustaca şekil vermesidir hamura Ramazan.  Eller değerken hamura, düşler yükselir semaya. Hangi sevenle ve hangi sevilenle oturacağını düşünür iftar sofrasına yürekler. Bilirim benim kitabımda seven sofrasına, sevdiğini bekler.

Parmaklarının ucuna basarak yürürdü Kadın anam. Sahur yemeğini hazır edene kadar bizi uyandırmamayı maharet bilirdi kendisine. Gıcırdayan orta kapının sesiyle açardım gözlerimi.  Mutfak cihetinden gelen ışık huzmesi dokunurdu gözbebeklerime. Mavi çaydanlığımızın sesiydi bu. Bu ses de kenarı çıtlamış çinko sahanımızın sesi.   Ses verdiğimde  gül anam derdi, "uyanmış  evimin efesi".

Babam  ise, daha bir babaydı Ramazan ayında. Her ne kadar iftara yakın   dumansız kalışından korksak da,   gülümsemelerine yansırdı sultan ayın kerameti. Duruşunda sabır vardı nakış nakış. Kasaba fırınından pide almadan gelmezdi. O sıcak pideleri önce bana böldürecekti babam. Önce benim elim değecekti. Çünkü babam benim bu pideyi bölüşümü sevecekti. Bir ekmeği ikiye bölmenin, bölebilmenin   güzelliğiydi  bu ay. Şimdi pide kokusunu  duyduğum an babam düşüyor aklıma. Ben düşüyorum. Nedendir bilinmez ama bir ürperti geliyor cismime, üşüyor üşüyor üşüyorum.

Ramazan. Bir aydan düşerek gün saymasıdır çocuk yüreğimin. Zira o bayramlarda yaşamışımdır çocukluğumu. O bayramlarda bulmuşumdur envai şekerin tadını. Hiç bir şey, ama hiç bir şey kıramadı bu bekleyişte çocuk yüreğimin inadını. Ramazan, anamın ellerime kına vuruşudur. Bir sabah ezanı  dizlerinden dert eyleyen anamın şaha kalkışıdır, hak huzurunda divan duruşudur. Çocuk yüreğimin akıl ermeyişi, anamın bu ahvaline akıl yoruşudur.

Bir peynir tenekesini alıp  takacaksın boynuna ve vuracaksın sahurun ortasında değneği, döşüne o tenekenin. Biz o tenekenin sesinde büyüyen çocuklarız. Biz o tenekenin seninde uyanıp  pencerenin pervazından ürkek ürkek  bakan çocuklarız. Yerel ağızlarda "irlik"diye tabir edilen o dem."Ana beni irlikde uyandır da tantancıya bakayım" diyerek tembihler öyle girerdik yer yatağımıza. Ve o muştuyla uyanırdım,  dünyanın en güzel tınısı  yayılırdı gönül otağımıza. Pencerenin bir ucundan kelebeğin kanadı gibi kırılgan ve ürkek bir tavırla bakardım sokağa. Gölgesini görünce irkildiğim, teneke sesini duyunca yürek çarpıntılarımla o sese iştirak ettiğim günler düşüyor yâdıma.

Uykulu gözlerimi ovuştura ovuştura  sahur sofrasına oturduğumu bilirim. Sabahın sekizinde mayalı ekmeğe gök peyniri düreceğimi bilsem de.  Ben o sofranın bereketinde büyüyen çocuğum. Ve bitmedi kırk yaşına varsam da, sahur sofralarındaki yolculuğum. Her sahurda otuz yıl evveline düşer takvimlerden irtifa kaybederim.  Yüzümü yıkamadan ekmek vermezdi Fatma Kadın elime. Babam razı gelmezdi yutkunmama, Bismillah dolanmadan dilime. Şu benim gönül defterime neler yazdı Ramazan. Çayımın dörtte birine soğuk su dökülecek, ısıtılan o ilk ekmek benim olacaktı. O yüzden çocuk yüreğimdeki nazdı ramazan.

Arife gelende oruçsuz kaldığımda bir laf eylerdi Fatma Kadın. "Bugün kurtlar kuşlar oruç tutar derdi."  Gözlerim bir serçe arar ve nefsim doğruluk payını güderdi.  Baklavalar o  o kutlu günde kat kat  açılır, içerisine  ahşap dibekte dövdüğümüz fındık fıstık saçılırdı. Kasaba fırında karışmasın diyerek baklavanın ortasına 50 kuruş konulur, siniler içerisinde emeğimiz kolayca bulunurdu. Tadından taviz vermeyen, yedi memleketteki canı aynı sini etrafında buluşturan o baklavanın tadıydı Ramazan 

Böylesine efsunlu bir zaman diliminde  sevdiğim hakikatli yârim. Açın ahvalinden haber getiren elçim. Yoksulun kapısını çaldıran kudretim. Benimle beraber cümle insanlığa hediyelerle gelen sıcacık bir dost.  Ben sevmiyorum o  yıllanmış söz grubunu. Nerde o eski ramazanlar ibaresini kabul etmiyorum. Ramazan hala aynı yâr, aynı dost, aynı elçi. Eskiyen sadece bizleriz. Onu yaşamak varken, aklım almıyor eskiyi neden kuru laflarla özleriz.

İbrahim ŞAŞMA

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile