karamandan.com

Dilim Dileğimdir

Dilimdeki derdin dermanı
Mehmet Beyin fermanı

Sevdalıyım işte. Kerem’in Aslı’ya sevdası gibi. Ferhat’ın Şirin’e meyli gibi. Kendimi bildim bileli sevdalıyım. Bıyıklarım terlemeden sevdalandım. Yaşım kemale ermeden. Çocuk yüreğimle hem de. Sevdalandım, anamın guzum dediği ve bana öz Türkçemle seslendiği demde. Ben bir sevda tanırım ezelden alıp ebede götürdüğüm. Kendimle bütünleştirdiğim. Onsuz olamadığım ve onsuz kendimi bulamadığım. Güzelliğinden zarafetinden ve doğallığından yüreğimi alamadığım. Sevdalıyım işte. Toprağın yağmura olan sevdası gibi. On günlük bebeğin dudağına düşen bir katre süt gibi. Bayramda öpülmeyi bekleyen el gibi. Çalınmayı bekleyen köhne bir kapı gibi. Bu sevdayla onmuşum. Bu sevdayla yunmuşum.

Onu severken daha bir emin oldum kimliğimden. Onu yaşarken daha sağlam bastım adımlarımı yere. O bendeyken ben hiç yitirmedim kendimi. O bendeyken kaybolmadım. Taviz vermedim aslımdan. Kerpiç evimin çamurunu onunla kardım. Onunla seslendim sevdama. Onun gölgesinde söyledik türkülerimizi. Onunla büyüttüm oğlumu. Hayatımın her kesitinde onu hissetim. Babamın şefkati vardı özünde. Annemin sıcaklığı. Göğün mavisi ve güneşin sarısı. Yaşamın kendisi yüklüydü üzerinde. Yağmur niyetine saymıştım onu. Bahçeme düşen ayın şavkı. Penceremden sızan ışık ve yüreğime düşen cemre. Kapılmış gitmiştim güzelliğine ve uymuş sevda denilen emre.  Böyle başladı benim Türkçemle olan yolculuğum. Türkçeme ana dilime olan tutkum.  Anadan atadan yadigâr bellediğim ve yüreğimin en müstesna köşelerinde sakladığım Türkçem.  Gören gözümdü o benim. Duyan kulağım ve tutan elim. Onsuz kanadı kırık kuşa dönerim. Onsuz baharımı yitirir kışa dönerim. Ben onsuz benliğimi yitirir taşa dönerim. Bu minvalde sarıldım ona daha bir canla ve daha bir başla. Hele Karaman ilinde. Gözünü sevdiğim memleket, Türk dilinin bekçisi, bir karargâh, bir kışla.

Anadan atadan miras soylu bir geçmiştir benim dilim. Simli bohçalarda sakladığım. Gözüm gibi sakındığım. Saçlarıma taç diye takındığım.  Dilim bu benim. Hanemin ışığı. Tüten dumanım. Günüm güneşim. Bacaklarımda derman olan, gözüme fer olan. Sabah güneşi gibi hanemin içine dolan. Ağustos’ta soğuk suyum. Şubat'ta tenimi ısıtan ateşim. Anadolu’nun dağlarının yelidir dilim. Çatım, gök kubbem. Geçmişim geleceğim. Sevdiğim seveceğim. Dilim bu benim. Gerek kökünün sağlamlığı gerekse anlatım yollarının zenginliği ile dünyanın en işlek ve en güzel dillerinden biri. En büyük zenginliğim. Gönül sandığımda sakladığım hazinem. Dilim bu benim. Şuurumla işledikçe parlayan, üzerine titredikçe daha da güzelleşen dilim.

Sizin hiç elinize diken battı mı? Parmağınızın ucunu kırık bir cam parçası kesti mi?  Bıçağın ucu teninize değdi mi hiç. Bizim memlekette her gün batar delimize diken. Ve o cam parçaları yüreğimizin ta içine girer inatla. Kaç kez bıçak yarası alırız sinemizden. Şu benim sevda değdim sevdama toz konduğu anda batar elime diken. Dilim elden giderken bıçak yarası sarar bedenimi. Katledilirken, yozlaştırılırken ve kirletilirken ölürüm ben. Bir kere değil bin kere ölürüm. Ve onun savaşını veririm Türk dilinin başkentinde. Sevdamın başına toz düşmeye diye. Saçının teline zeval gelmeye diye. Türkçe konuşula, Türkçe yazıla diye. Türkçe, Türkçe gibi yüreklere ve dimağlara kazıla diye.  Aklım almıyor bir türlü, güzelin güzelliğinden ne isterler. Neden takıp takıştırırlar güzele yakışmayanı. Neden bozarlar gözlerinin rengini. Zülüflerini neden koparırlar tel tel. Ona yakışmayan esvabı neden giydirirler üzerine. Bunun savaşını veriyorum. Bunun için uyanıyorum sabahları. Şafak bu minvalde söküyor. Gece bu minvalde çöküyor. Benim için karanlık güneşin dünya ile olan dansı değildir. Benim için Karanlık Türkçemin katlidir. Karanlık, güneşin batışı değildir. Gece dediğin bir anlıktır. Karanlık ise çok karanlıktır. Benim için aydınlık Türkçemin kurtuluşudur. Sevdamın göğe ermesi ve arınmasıdır özündeki pasından. Başımı kaldırdığımda tabelalarda ağlıyor Türkçe. Kulak verdiğimde gençliğin dilinde ağlıyor. Hangi yöne dönsem ağlarken görüyorum bu nazlı gelini. Yanaklarına dokunmakla mükellefim. Gözlerinin yaşını silmekle. Onu sevmekle mükellefim. Onu bilmekle.

Kolay bir iş olmasa gerek bu. Sabıra tutunmak, azimle yol almak ve her şeyden önce hissetmek gerekiyor bu sevdayı. Sahiplenmek gerekiyor.  Benim diyebilmek gerekiyor. Bizim diyebilmek gerekiyor.  Katline olur verenlere baş kaldırma vaktidir Karaman’da. Karamanoğlu Mehmet Bey'i mezarından kaldırma vaktidir. Bir ulak yollamalı Balkusan eline de fısıldamalı kulağına. Uyan Mehmet Bey demeli. Uyan. Yoktur fermanına itibar eden, yoktur asırlardır yankılanan fermanını duyan. Yürekli yiğitler olmalı benim memleketimde, elini bu taşın altına koyan.  Ve ben bir Mehmet Bey büyütüyorum iki göz hanemde.  Kalemi kılıçtan keskin olsun diyerek. Sözü söz olsun, özü öz olsun diyerek. Şiirler yazsın ana dilinde. Methiyeler düzsün. Yandığım kadar yansın diyerek. İnandığım kadar inansın diyerek. Öz Türkçeme bulansın, sevdalısı olsun da peşinde dolansın diyerek. Bir Karamanlı olarak ve bir baba olarak bu benim üzerime farz kılınmıştır. Sevdayla başlıyor her şey, hissetmekle başlıyor. Onun konuşmasından ben sorumluyum. Türkçemi layığı ile ve değerini kaybetmeden, güzelliklerini yitirmeden kullanabilmesinden ben sorumluyum. Türkçe kimsesiz değildir. Türkçe benim hanemin bireyidir. Babamdan yadigâr kalan dört dönüm tarlam gibi benimdir. Cebimdeki pul kadar, ateşten sakındığım şu bendeki el kadar benimdir Türkçem.

Konu dil ise ve dil sevda ise, Karaman bu aşkın otağıdır.  Bu konuda yatağında usul usul akan küçük bir dereden ibaret olmamalıdır Karaman. Ve artık Karaman taşmalıdır yatağından.  Ben bir Karaman istiyorum. Yarama merhem olacak. Türkçemi, ana dilimi ana sıcaklığı ile kucaklayacak.  Ben bir Karaman istiyorum. Ana dilime ana olacak.  İnsan sevdasını ve benim dediği varlığı nasıl bir başına bırakır? Nasıl kaderine terk eder. Kaderine terk ettiğimiz varlığı sevdiğimizi düşünüyor isek yanılgıların en büyüğü çalmıştır kapımızı. Sevmek korumaktır. Sevmek kollamak gözetmektir. Sevmek emek vermektir. Ayazdan ateşten sakınmaktır. Bir annenin çocuğunu bağrına basması kadar sahiplenmektir sevmek.  Ben ağlayan bir Türkçe görüyorum sokaklarda. Öksüz bir çocuğun edasında ve yetim bir kız çocuğunun masumiyetinde. Gönül kapılarımızı açıp buyur etmemiz gerekmiyor mu içeriye. Karaman'a bu yakışmaz mı?  Karamanlı'ya bu yakışmaz mı?   Bir ışık huzmesi olup Karaman ilinden yükselecek nurun neden baş tutanı olmuyoruz. Sahiplenmek bu kadar mı zor, bu kadar mı imkânsız?  Türk diline başkent sıfatını taşıyan bir şehrin ahalisi olarak uyanmak icap ediyor artık.  Kimliğimize sahip çıkma zamanıdır. Bu konuda en kararlı adım Karaman ilinden atılmalıdır. Mutlak suretle kararlı adımlarımıza cihan da uyacaktır. Bu fermanı elbet cihan da duyacaktır.

İbrahim ŞAŞMA

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Hakkımızda | Künye | RSS | Reklam Ver | İletişim | karamandan.com | ANT Ajans
Elemtere fiş, kem gözlere şiş