Orta halli mazbut bir ailenin bakımlı, bol ağaçlı, geniş bir bahçesi varmış. Herkesin hayranlıkla izlediği bu bahçe, rengârenk meyveleriyle komşularında hayranlıkla karışık kıskançlık ve haset oluşturacak kadar da güzelmiş.
Heyecan peşinde ve kendini bir şey yaparak kanıtlamaya çalışan bazı çocuklar, bu meyve ağaçlarına ara sıra taş atar, düşürdükleri meyvelerini alıp yemeye çalışırlarmış. Bu çocuklar kadar idrakı olmayan ve hiç de masum olmayan haset komşuların bazıları da bir meyve düşürmek amacıyla bu ağaçları taşlarlarmış.
Sık sık taşlanan bu ağaçların halini görüp üzülen bazı komşular taş atanları engellemeye çalışsalar da, bunu başaramamışlar. Bahçesi sürekli taşlanan aile de “nasıl olsa biraz taş atar sonra bıkarlar” düşüncesiyle olaya hiç müdahale etmemişler.
Çocuklar ve haset komşular bir gün taş atmayı gerçekten bırakmışlar. Ancak o kadar çok insafsızca taş atılmış ki, eskiden bakımlı, rengârenk olan bahçenin meyve veren ağaçlarında, sonraki yıllarda meyve verecek hal kalmamış.
Meyve veren ağaçlar her devir ve zamanda taşlanır. O ağaçlardaki meyvelerin etrafa sunulan bir nimet olduğu öğrenildiğinde ise iş işten geçer çoğu zaman. Haset insanların ve heyecan arayan, belki de kendini kanıtlama peşindeki çocukların yaptıklarının hesabı sorulmaz; olan, meyveli ağaçlara olur.
Oysa bereketli ağaçların yine meyve vermesi için, ağacı korumak, kollamak gerek. Böylece, meyve vermeye ve etrafına faydalı olmaya devam edebilmesinin sağlanması gerek.
Zaman zaman ezilmişlik duyguları içinde olanlar, bir çıkış noktası bulduklarında, yıllardır baskılanan duygu ve düşüncelerini, abartılı olarak yaşarlar.
Tıpkı volkanik dağlar gibi... Nasıl ki biriken lavlar patlamak için bir fırsat kollar, çıkacak küçük bir boşluk ya da patlayacakları yer bulurlar, oradan püskürürler; volkan tipi insanlar da, temelde “imrendikleri” kişinin ufak bir eksiğini buldukları an, çevrelerini önemsemeden, kendini önemsemeyenlere haddini bildirmek için bütün birikmişliklerini hiç düşünmeden atarlar. Kendi hiçe sayılmışlıklarını ve aslında herkese karşı yıllarca oluşmuş olan hıncını ve öfkesini tek birisinden çıkarırlar. Acımasız ve sinsice…
Yani, “bastırılan duygular” kontrolsüz olarak ortaya çıkar.
Tıpkı komşusunun meyveli bahçesini gördükçe kendi kuru ağaçlarına üzülüp, içinde biriken volkanı kontrolsüz püskürtmeye çalışarak meyveli ağaçları taşlayan haset komşular gibi…
Toplum olarak çevremizdeki sönmemiş volkan tipli komşulardan korunmak konusunda çok iyimseriz. “Biraz taş atarlar, bıkınca bırakırlar” dediğimiz insanlar ya bıkmayabilir ya da attıkları iri taşlarla meyveli ağaçları haddinden fazla yıpratabilir.
Herkes “önemli” olmak için değil, “değerli” olmak için söz söylemeli ve taş atarken edep çatısı altında durup bir daha düşünmeli…

