Psikoloji alanında Nobel Ödülü alan bir çalışma çok ilgi çekici. İnsanların niteliklerindeki değişime kendi bakış açıları ile ilgili bir teori geliştirilmiş.
Bildiklerimizin aksine; bu teoride özetle "cehalet, bireyin kendine olan güvenini artırır" diyor.
Çok sayıda insan üzerinde, çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmış:
-Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
-Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
-Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
-Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Araştırmayı yapan iki uzman, bu teorilerini test etmişler. Cornell Üniversitesi'ndeki öğrencilere bir test yapıp çeşitli sorular sormuşlar. Ardından öğrencilerden "testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini" istemişler.
En başarısız olanlar (%10 ve daha az doğru cevap verenler) testin %60'ına doğru cevap verdiklerine inanıyorlarmış. Ayrıca iyi günlerinde olsalar %70'e ulaşabileceklerine de inanıyorlarmış.
En başarılı olan (yani en az %90 doğru cevap verenler), en alçakgönüllü deneklermiş. Bunlar, soruların ancak %70'ine doğru cevap verdiklerini düşünüyorlarmış.
Nobel ödülüne lâyık görülen sonuç şu: “Çalışan ve başarılı işler yapan insanlar, kendi kapasitelerini değerlendiremiyorlar ve eksik yönlerini teşhis edemiyorlar”.
Ama ödüle lâyık görülen asıl sonuç; bu "yetersizlik + değerini düşük görme durumunun” mesleki açıdan itici bir güç oluşturması…!
Yani kendi büyük değerini ve yaptığı işin önemini düşük görenlerde bu durum, kariyer açısından olumsuz düşünülürken, bu duygunun işini iyi yapma konusunda itici bir güç oluşturması sayesinde bu tip kişiler büyük başarılar ortaya koyabiliyormuş.
İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan ama "yetersiz" olan, kendini ve yaptıklarını hep öven, her işte öne çıkan ve haddi olmayan görevlere talip olan kişiler, en küçük bir rahatsızlık duymazmış. Aksine bunu bir "hak" olarak görürlermiş.
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında "fazla alçakgönüllü" davranarak kendilerine haksızlık eder; öne çıkmaz; önemli görevlere kendiliklerinden talip olmaz; kıymetlerinin bilinmesini beklerlermiş. Ve bunu ispatlayarak Nobel Ödülü alan psikologlara göre; kıymetleri bilinmeyince için için kırılır, kendilerini daha da geriye çekerlermiş. Uzmanlar, bu kişilerin üstleri tarafından "ihtiras eksikliği" ile suçlanacaklarına muhtemel gözüyle bakıyorlar.
Merak edenler için söyleyelim; psikoloji alanında Nobel Ödülü alan bu çalışma, literatürde “Dunning-Kruger Sendromu” olarak geçiyor.
Bu sendromla bağlantılı olarak, günümüzde pek sık kullanılmayan ama önemli anlamlar yüklü bir deyim çıkıyor karşımıza: “kifayetsiz muhteris”…
Kifayetsiz muhteris; yetenekleri sınırlı olan, ama bunun farkında olmaksızın gerektiğinden fazla öne atılan insanlara deniyor.
Kifayetsizliklerini kabul etmemek bir tarafa, aksini iddia edebilecek kadar hırslı oluyorlar. Bilmediklerini ya da yeteneksizliklerini kabul etmemekte direniyorlar ve kıskançlık ve yıkıcı hırs sahibi birisi olarak da kendi kendilerini tüketiyorlar.
Sonuçta, "kifayetsiz muhterisler" her zaman ve her yerde daha hızlı yükselebiliyorlar.
Etrafımıza bir bakalım; uzmanlara hak vermemek elde değil…!
Hatice Yalçın
www.karaman70.gen.tr

