karamandan.com

Kitapsız Edebiyat ve Yaprak dökümü


Kitapçıda "Aşk-ı Memnu" romanını görünce, "aa bak bak, dizinin kitabını da yazmışlar, ne çabuk çıktııı" diye hala şaşıranlar var.
Yaprak Dökümü; yazıldığı dönemdeki Türk toplumunun sosyal ve ekonomik durumunu dile getiriyor.

Reşat Nuri Güntekin’in 1930 yılında sadeleştirilerek basılan Yaprak Dökümü romanı, kurgusu ve tekniği açısından zayıf, dil ve üslubu bakımından pek başarılı olmayan, ama konusu ve üzerinde durduğu meseleler açısından ilginç ve önemli bir roman.

O dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle yerine Cumhuriyetin kurulması, toplumu derinden etkilemiş. Ve maalesef bazı toplumsal değişimler, Avrupa yaşantısına özenti ile başlayan aile değerlerindeki yaralanmalar bugün de devam ediyor.

Reşat Nuri, bu romanı ile üst üste çöküşleri ve çözülüşleri yaşayan Türk toplumunun hayatından bir kesit veriyor. Eski ahlak anlayışının, güzel değerlerimizin, erdemlerin, iyiliklerin nasıl kaybolduğunu, toplumun hiç değilse bir bölümünün nasıl ahlaki bir düşüşü yaşadığını acımasız bir üslupla anlatıyor.

Yeni hayat tarzının, insanları nasıl yozlaştırdığını, nasıl kendine uydurduğunu, uymak istemeyenleri de nasıl ezip geçtiğini dile getiriyor.
Kitapta Ali Rıza Bey’in biricik oğlu Şevket’in hapishanede babasına söyledikleri ilginç... Bu sözler Türkiye’de, yaşadığımız dönemdeki ahlak anlayışının, dünya görüşünün nasıl değiştiğini ortaya koyuyor. Diyor ki: “İnsan olmaya çalışmak sana da bana da zarardan başka bir şey getirmedi. Bakalım, biraz da hayvanlığı tecrübe edelim”..!

Dizinin çıkacağı günü iple çeken, her işi bırakıp o rolü oynayanların özel yaşamını, güzelliğini, ilişkilerini, bikinili görüntüsünü takip eden kitlelerde, “aile değerleri yaralanmış bir magazin kültürü” gelişmiyor mu?
Olumlu açıdan da bakmak lazım tabii… Kitap okumayan genç kuşaklar hiç olmazsa filmini görüyorlar, eser hakkında bir fikir ediniyorlar. Dizinin reklamı sayesinde eski Türk yazarlarımızın kitaplarını da okuyorlar.

Klasik olmuş edebiyat yapıtlarının film veya televizyon dizisi olması, elbette kitlesel kültüre katkı sağlar.
Fakat aile değerlerinin, erdemlerin kayboluşu, etik değerlerin bir bir ortadan kalkışı, paranın her şey olarak görülüşü ve her şeyin yerini alışı, dizilerde izlendikçe doğallaşıyor, aile erdemleri önemini yitiriyor.

Maalesef bu değişim, sadece imparatorluk Türkiyesi’nin son yılları ile Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk yıllarında karşımıza çıkan bir şey değil…
Bir senaristin ve bir yönetmenin kurguladığı sosyete yaşamı görüntüleri, islami kültürümüzü de incitiyor.
Dizide yaşananlar, “magazin dünyasının düzeyli birliktelikleri" gibi herkese doğal bir yaşantı şekli gibi geliyor artık.

Reşat Nuri, Memduh Şevket, Peyami Safa ve Yakup Kadri’nin romanlarına geniş bir şekilde konu olan bu senaryo, o yılların Türkiyesi’nde, çok küçük bir kesimde karşımıza çıkıyor olmalı. Aksi halde, bitmiş, tükenmiş bir imparatorluğun enkazı içinden Türk milleti, genç Türkiye Cumhuriyeti’ni çıkaramaz, Milli Mücadeleyi başaramazdı. Milli Mücadele, onurlu, erdemli, aile değerlerini önemseyen yüce insanların şahlanışıydı. Hayattan ve paradan daha değerli şeylerin olduğuna bütün samimiyetiyle inanan kahraman insanların destanıydı.

O devrin Türkiyesi’nde yaprak dökümüne uğrayan insanlar elbette olmuştur. Ama sayılarının hiç de önemli miktarda olduğunu zannetmiyorum.
Günümüz Türkiyesi’nde olup bitenleri okudukça ve gözlemledikçe, Türkiye’nin asıl yaprak dökümünü şimdi yaşadığını anlıyorum.
Hem de korkunç bir yaprak dökümünü...

İnşallah magazin yaşamlarına ve dizilerde gösterilenlere heves edilmez.
Ve inşallah bu sonbahar uzun sürmez; güzel bir bahara müjdeci olur.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Hakkımızda | Künye | RSS | Reklam Ver | İletişim | karamandan.com | ANT Ajans
Elemtere fiş, kem gözlere şiş