İyi bir öğretmen olmanın öncelikli şartı nedir?"
Bence ‘mütevazi olmak’…!
Bir öğretmenin, sınıfta ya da diğer ortamlarda mütevazı olması önemli midir?
Kibirli bir öğretmenin tavırları, öğrenciler üzerinde ne gibi olumsuz etkiler yapar?
Kibirli olmak ile “yüksek öğretimde kalitesiz eğitim” arasında nasıl bir ilişki vardır?
Derste öğrenciye sadece müfredattaki konuyu değil, hayatın bütününü anlatmanın önemi…
Kibirden kaynaklanan sosyal problemler..
Bu konular önemsenirse, eğitimin kalitesinin artacağına inanıyorum.
Mevlana diyor ki; “Neresi alçak ise, su oraya akar”
Alçakgönüllü olan öğretmene gerçekten bir şeyler öğrenmeyi isteyen insanlar koşar.
Herkes bilir ki, hayatta büyük başarılar elde etmiş olan herkese haset edilir. Hasete uğramayacak tek özellik, tevazu sahibi olmak veya alçakgönüllü olmaktır.
Kendini dev aynasında gören kibirli insanlar kendi dünyasının kralı olurken, soytarıyı tahta oturtup, kralı da şaklaban yapar. Öğrenciye de, kendine de, başkasına da fayda etmez.
Firavun ve …
Doğu’da bir yerde bir aşiretin reisi ölmüş, yerine oğlu geçmiş. Kavgalı olduğu diğer aşiretin reisiyle genç reisi barıştırmak istemişler. Aralarına yörenin ileri gelenleri girmiş.
Alim olan bir kişi genç aşiret reisine ‘baban öldü çok kan döküldü, öbür ağanın yanına gidelim, barış olsun artık kan dökülmesin’ demiş.
Genç ağa çok gururlu, ‘onun ayağına gitmem’ demiş. Alim bunun üzerine “Musa, peygamber olmasına rağmen firavunun yanına gitmiş, ne var bunda?” deyince genç ağa biraz yumuşamış, ancak yine de gitmemiş diğer ağanın yanına…
Sonunda alim, genç ağayı ikna etmiş ve kendi evinde buluşma ayarlamış.
Genç olan beş dakika geç gelmiş ve yaşlı ağayı oturur görünce; “Kalk bre firavun, Musa geldi” demiş…!!!
Gereksiz bir gurur girdiyse zihinlere, bunu atmak pek zor demek ki…!
Şöhretin, gururun ve bencilliğin, hele de ikiyüzlülüğün yüceltildiği bir zaman dilimindeyiz. Bu özellikler eğitim işini yapanlarda ise, durum daha da vahim.
Peki genç nesillere tevazu erdemini kim, nasıl öğretecek?
Eğitimcilerin kalitesinin tartışıldığı bir dönemde, çocukları toparlayacak, hayatın bütününü olgun şekilde idrak ettirecek irfan ordularına bu dönemde çok ihtiyaç var.
İrfan ordusu neferleri, yani meyveli ağaç gibi üretken öğretmenler gerekli artık… Meyvesi çok olan dalların başı aşağı doğru eğilir. Meyvesiz dallar ise havaya doğru boy verir. Bir yay gibi, tevazu ile eğilen öğretmenin, öğrencisine vereceği çoook bilgi vardır.
“Gerçek öğretmenlik”, kibir ile beraber bulunamaz.
Gerçek öğretmenin dikkat edeceği pek çok konu var. Öğretmenin ses tonundan ruhsal durumuna kadar pek çok durum, öğretimi etkiler.
Öğretmenin belki de en önemli işi, saygılı ve sabırlı bir şekilde eğiticilik yapmak... Öncelikle çocuklara “özel” olduklarını hissettirmeli elbette. Ayrıca, iyi bir öğretim yapılması için öğrencilerin öğrenmeye niyet etmeleri, alıcılarının açık olması ve uygun bir ortam oluşturulması gibi birçok durumu iyi ayarlamak şart.
Ama, bunların sürdürülmesi için öncelikle kibrin olmaması gerekir.
Öğrencinin anlamadığı konuyu soru olarak sorması ya da beden dili ile anlamadığını ifade etmesi için, yanlışından utanmaması gerekir. Bunu da ancak hocanın tevazu yayan tavrı sağlar.
Öğrenci, derste hocasına duyduğu saygı ve sevgi ile motive olur. Kibir, küçümseme, öfke ve alaycılığın bulunduğu bir yerde sevgi ve saygının yeşermesi mümkün değil. Öğretmen işin üstadı olmasa da, tevazusu ve sıcaklığıyla dersler çok daha verimli geçebilir.
Şair şöyle diyor:
Biliyorum.. İşimiz zor, gaflette insanlar,
Bu nedenle pek çoğu, kibri mezarda anlar…
Kimi şöhret delisi, kimi zil zurna sarhoş
Biliyorum, onlara ne söylense hepsi boş..
Kibirli bir öğretmen, hatayı kendisinde veya yöntemlerinde aramaz ki, görebilsin. Öğretmende kibir varsa kendinin çok önemli biri olduğunu düşünür, başarı ve yeteneklerini abartır, öğrencisine saygı göstermez ama kendini özel ve önemli biri olarak gördüğünden hep saygı görmeyi bekler. Hep kendine iltifat edilmesi, için ortam hazırlar. Eleştirilirse, aşağılanmış hisseder, öfke ve utanç duyar. Menfaatçi olduğu için, kişilerarası ilişkilerde menfaatlerini ön planda tutar.
Kibirli öğretmende hak duygusu hep kendine yönelik olur; hep kendine ayrıcalık tanınması gerektiğini düşünür. Eksiklik duygusunu bastırmak için, kendine güveniyor rolü yapar. Kibirli bir öğretmen eksiklikleri ile alay edilmekten korkar, öğrencilerine ve herkese uzak davranır, samimiyetten uzak olur.
Öğrenci, öğretmeninin konuya hâkim ve karizmatik olmasından hoşlansa bile, onun “ben bu konuyu en iyi bilenim, neyin nasıl yapılacağına ben karar veririm” anlamına gelen hâllerini gördüğünde öyle incinir ki, bir daha verimli bir ders ortamı oluşturulamaz.
Eğitim yapan kurumlarda kalitesizliğin en önemli sebeplerinden biri, hocaların kendilerini yenilememesi... Bunun da kibirle yakın bir ilişkisi var bence.
Çirkinlik ya da fakirlikte ‘kibir’
Çirkinlik ve fakirlik gibi durumları abartıp bunları kompleks haline getirmenin altında, kibrin sebep olduğu bir kabullenememe yatar.
Çirkinlik kompleksini ele alalım: Kişi, fizikî yapısını daha ileri bir duruma lâyık gördüğü için, mevcut durumu problem eder. Bu da iyi yönlerini görmesini engeller. Çirkinliğini giderip, güzelleşmek için kendince yollar dener. Ama, çirkinlik kompleksi zihnî bir şey olduğu için bu çabalarının karşılığını göremez. Göremedikçe de bir kat daha çöker ve kendini “asla düzelemeyecek kadar çirkin” görmeye başlar. Oysa kendini olduğu gibi kabul etse, sünnetin ve örfün kendine yüklediği günlük bakımını yapsa ve haline şükretse, çirkinlik kompleksi hiç olmaz veya bir espri seviyesinde kalır.
Fakirliğin de kompleks yapılmasının asıl sebebi, kişinin kibrinden dolayı o hali kendine yakıştırmamasıdır. Yoksa gelirinin az olmasıyla, kişi ne aç ne de açıkta kalır. Kibirli kişi kendini yüksek derecelere lâyık gördüğünden, eşyadaki silsilenin basamaklarını ikişer üçer çıkmaya çalışır; fakat çıkamaz ve düşer.
Anne baba olarak, çocuklarımızı çoğu zaman gereksiz sebeplerle övüyoruz, onları gurur ve kibre teşvik ediyoruz. Abartı ve özentiye kaçmadan çocuklarımızın başarılarıyla sevinmek ve onları güzel olana teşvik etmek ne kadar doğal ise, uygunsuz durumlarda uyarmak da o kadar normaldir.
Anne babaların önceliği mağrur, tatminsiz ve kırılgan çocuklar yetiştirmek değil; alçakgönüllü, sağlam karakterli ve sabırlı çocuk yetiştirmek olmalı.
Ne kibirli olalım, ne kibirden yana… Kalpleri fethetmek istiyorsak mütevazi olalım, bu bize yeter.
Ne kadar kibirli dursa da,
Bardağın önünde eğilir çaydanlık.
Öyleyse bu kibir, bu gurur ne için?
Mütevazi olmak değerli bir mücevherdir, yapılmıştır altından;
Bardağı insan bunun için öper daima “alnından”…
Çocuklara kibirli olmayı biz mi öğretiyoruz?
İyi bir öğretmen olmanın öncelikli şartı nedir?" Bence ‘mütevazi olmak’…!
