Demek ki; insanın “gerçek insanlığa” yükselip, işe yarar “hayırlı” bir insan haline gelmesi için, onun çeşitli aşamalardan geçerek elenmesi, elenip özünü bulması şart. Yoksa, insanî yeteneklere sahip olduğumuz halde “hayırlı insan” olma hedefine ulaşamayıp, yollarda kalabiliriz.
Mevlana, “bulutlar ağlamasa, yeşillikler nasıl gülebilir?” diyor.
İnsanların huysuzluklarını, saçtıkları isyan tohumlarını hoşgörmek, gülüp geçmek, sabretmenin zor şeklidir. Ama sonu da selamettir.
Zenbilli Ali Efendi’nin Sabrı
Sabrın sonunda elde edilen mükafatın büyüklüğü konusunda Zenbilli Ali Efendi’yi örnek vereceğim. Osmanlı ulemasının en büyüklerinden sayılan ve Karaman’da uzun süre yaşamış olan Zenbilli Ali Efendi’nin hikayesini herkes bilir.
Asıl adı Ali Cemali Efendi olan Zenbilli Ali Efendi, Kanuni Sultan Süleyman gibi kudretli padişahların şeyhülislamı imiş. Zenbilli Ali Efendi denilmesi de enteresan. Halk, şeyhülislamın huzuruna çıkıp müşkülünü anlatmaya sıkılır belki diye, sabah evinin penceresinden bir zenbil (sepet) sarkıtırmış. Derdi olan bir kağıda yazıp bırakırmış; Zenbilli Ali Efendi de akşam hepsini cevaplar, yeniden zenbille gönderirmiş..
Asıl anlatmak istediğim şu: Zenbilli Ali Efendi, hanımından hiç memnun değilmiş. Uzun bir süre hanımının her türlü huysuzluğuna katlanmış.
Bir gün iki derviş ile yolculuk ediyorlarmış. Bir süre sonra acıkmışlar ve dervişlerden biri dua etmiş, karşıdan bir adam elinde bir sofralık yemekle çıkagelmiş. Karınlarını doyurmuşlar. Birkaç saat sonra yine acıkmışlar, bu kez öteki derviş dua etmiş, karşıdan bir adam elinde sofrayla gelmiş ve karınlarını doyurmuşlar.
Bir süre sonra yemek zamanı geldiğinde, dua etme sırası da Zenbilli Ali Efendi’ye gelmiş. Daha önce hiç böyle bir dua etmediğinden, yemek yiyebilecekleri bir ortam için nasıl dua edeceğini biraz düşünmüş, ardından şöyle dua etmiş: “Ya Rabbi dervişler kimin hatırı için senden yiyecek istedilerse ben de onun hürmetine senden yemek istiyorum” demiş.
Bu duanın ardından karşıdan iki adam ellerinde iki sofralık yemekle çıkagelmişler. Dervişler şaşırmışlar, nasıl dua ettiğini sormuşlar. Zenbilli Ali Efendi; “önce siz söyleyin siz nasıl dua ettiniz” demiş. Dervişler, “Biz duamızda Allah’ım bize karısının zulmüne sabredip erenler arasına karışan Zenbilli Ali hürmetine yiyecek gönder diye dua ettik” demişler.
İşte o zaman Zenbilli Ali Efendi işin farkına varmış. O mertebeyi karısının eziyetine katlanmak suretiyle elde ettiğini anlamış…!
Görülüyor ki, sıkıntı veren eşlere sabretmek elbette zor. Öyle ki, bu sabrın mükafatı evliyalıkla değerlendiriliyor.
Susmak da sabretmenin yüceliği... İnsan yerine göre ocaklar gibi yansa da, gamlanmamalı. Ve yerinde dağların altında kalıp ezilse de, her önüne gelene dert dökmemeli...
Oruç, sabretmenin başka bir yüceliği… Açlığa, susuzluğa, yokluğa ve çokluğa, dengeli bir bakış ve yaşayışın onurlu adı…
Üzüntülü anlarda “iyiyim” diyebilmek ise sabrın bir diğer yönü…Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize “günaydın” diyemiyoruz; bir araya geldiğimizde hep olumsuz olaylar konuşuyoruz; biri “nasılsın” dese “iyiyim” demeye korkar olduk; “işler nasıl” deseler derhal şikayet etmeye ve her şeyin kötü ve daha da kötüye gittiğini söylüyoruz; hastalıklarımızdan ve ölümlerden bahsediyoruz.
Hep para olmadığından yakınıyoruz, sanki bunu soran bizden para isteyecekmiş gibi.
Neye “yok” diyorsak, onu tamamen yok etmeye devam etmemek lazım. Sürekli şikayet edip etrafa olumsuz ve zavallı görünerek, her şeyin bereketini kaçırırız.
Dikenlerle dolu bir kaktüsün biraz büyümesini bekleyince, rengarenk ve bakmaya doyum olmayan çiçeklerin açtığını görürüz. Ya da göz zevkimizi bozan bir tırtılın kozaya girip bir süre sonra çıkmasını sabredip beklediğimizde, hayret verici güzellikte bir kelebeğe dönüştüğünü görebiliriz.
Gerçek sabır, zorluklarda olduğu kadar rahatlık içindeyken de hayırlı insan olmak konusunda kararlılık ve istikrar göstermeyi, bir an olsun bunlardan taviz vermeyerek bir ömür süresince iyi ahlakla yaşamayı gerektiriyor.
Sabır İle Süslenmiş İsteme Yeteneği
Dikkatinizi çekmiştir; hayata birlikte başlayıp, birlikte çabalayan insanların ilerleyişi hep aynı olmaz. Kimileri yerinde sayarken, kimilerinin de hayatta her istediğini elde ettiğini, bir tepeden diğerine atladığını görürsünüz. Bence bu kadar farklı ilerleyişin ana nedeni, “sabır ile süslenmiş isteme yeteneği”dir.
Etrafımızdaki insanlar içimize isyan tohumları saçarken yolumuzu değiştirmemek ve hayırlı bir ömür için emin ve kararlı adımlarla yürümek, nefisle mücadele etmenin başka bir yönü bence…
Her olaya olumsuz bakan insanların saçtığı isyan tohumlarıyla mücadele etmek için sahip olunması gereken en önemli özellik de SABIRLI OLMAK...
Atılan taşları tutup, güller sunmaya ne dersiniz?
Ya düşman olarak girilen bir kapıdan, her kötülüğe sabredip, dost olarak çıkmaya?
Hatice Yalçın


