Ergenlik çağındaki çocuğunun sorunlarını anlamakta sıkıntı çeken bir çok yakınıma “ev kültürü” hakkında bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Neyin hoş görüldüğü, neyin yaşa özgü kabul edildiği, istenmeyen davranışlara nasıl yaklaşıldığı, yani ev kültürü; gençleri çok etkiliyor. Örneğin, kitap okumak ev kültürünün bir parçasıysa, ergenin hayatında da yeri oluyor.
Ergen kültürünü anlamakta zorlanıyoruz. Çünkü;
Ergenlik çağındaki gençler hedef seçemiyorlar, geleceklerini planlayamıyorlar, sorumluluk almak istemiyorlar, kendilerini hiçbir şeye zorunlu saymadan çevrelerini her şeye zorunlu sayıyorlar, çaba harcamadan bir şeyleri elde etmek istiyorlar.
Aslında hak etmeden verme ideolojisini biz anne babalar oluşturuyoruz. Henüz çalışmayan ve kazanmayan gençlere kredi kartı veriyoruz, cep telefonları olmasını sağlıyoruz. Hatta bazı anne babalar, henüz para kazanmayan evlatlarına otomobil kullandırarak özgürleşmeyi öneriyor.
Gençler de bütün bunlar için yıllarca beklemek yerine, bütün bu konforu sağlamanın anne babalarının görevi olduğunu düşünüyorlar. Bunların kendi hakları olduğunu öne sürüyorlar.
Anadolu’da, çocukların aşırı korunmasının ailenin görevi olduğuna ilişkin yaygın bir tutum var. Böyle gördük ve çocuklarımızı evlendikten sonra bile ömür boyu desteklememiz gerektiğinin “doğru” olduğunu öğrendik. Yemeyip yedirtmek, saçını süpürge etmek, onlar rahat etsin diye mal biriktirmek en doğrusu zannediyoruz.
Başka bir söyleyişle çocukların yaşam standartlarının iyi olması için, aile ekonomisinin üstüne de çıksa, sürekli destek verici bir tutum içinde olabiliyoruz.
Çevrenizdeki anne babalardan şu sözleri sık sık duyuyor musunuz?
“Biz çocuklarımız için yaşıyoruz”
“Ne yapıyorsak onlar için yapıyoruz”
“Biz çok sıkıntı çektik, onlar bu sıkıntıları çekmesin istiyoruz”
“İlerde hayatın birçok haliyle karşılaşacaklar, bari şimdi mutlu olsunlar”
“Mutlu bir çocukluk dönemleri olsun. Biz gençliğimizi yaşamadık, onlar doya doya yaşasınlar”
“Bizim yapamadıklarımızı onların yapması bizi memnun ediyor”
“Her şeyleri var, neden çalışmadıklarını anlayamıyorum”
“Hiç sıkıntıya gelemiyorlar, istedikleri hemen olsun istiyorlar”
“Her istediğini yapıyoruz ama o bizim ne istediğimize aldırmıyor bile”
“Çok iyi çocuktur, ama arkadaşlarına uyuyor”
“Aklına hiç kötülük getirmez, ne söylense inanır. Böyle giderse nasıl yapacak bilmiyorum”
Bu sözlerin hepsi de birbiriyle bağlantılı.
Aslında bu sözlerin oluşturduğu merdiven basamak basamak çıkılıyor. Sonuçta erişilen yer, hiç bir anne babanın istemediği bir yer olup hüsran ile sonuçlanabiliyor.
Neden?
Çocuklarımızı hayatımıza katmıyoruz, sorumluluğu küçük yaştan itibaren vermiyoruz, onlar için her konforu hazırlıyoruz, “armut piş ağzıma düş yapıyoruz”, onları refah hayatımızın ortağı yapıyoruz da ondan.
Hayatımızı çocuklarımıza adıyoruz.
Çocuklarımıza istemedikleri şeyleri vermek için çaba harcıyoruz.
Çocuklarımıza hak etmedikleri şeyleri elde etmeleri için anne baba olarak yükümlülük duyuyoruz.
Çocuklarımıza sorumluluk vermiyoruz.
Ergenlik çağına gelince sorumluluk almıyorlar, çünkü onlara sorumluluk vermekte çok geç kaldık.
Çocuklarımızı, yaptıkları yanlışlıkların sonuçlarıyla karşılaştırmıyoruz. Bu durumda, çocuklar ve gençler ailelerinin kendilerini her koşulda koruyacağını biliyor. Kendileri hiçbir şey yapmasa da, ailelerinin onlar için her şeyi yapacaklarını öğreniyorlar. Geleceklerinin aileleri tarafından hazırlanacağına güveniyorlar. Onun için de kendilerine güvenmiyorlar, sorumluluk almıyorlar, kendilerini hiçbir şey için zorlama gereğini duymuyorlar.
Hayatı onlara hazır olarak sunar, yapılmaması gerekenleri yaparsak sonuçlara şaşmamalı.
Hatice Yalçın


