İlk oğlu Emrah'ın Anadolu lisesi sınavlarında iyi bir netice alacağını düşünürken, Emrah 100 sorudan sadece 15 net çıkarabildi. Anne Esra, şoke olmuştu. Bu durumu kabul edemiyordu. İlkokul mezunu olduğu halde, oğluna çok tempolu bir şekilde ders çalıştırmaya başladı. Önce kendisi öğreniyor; ardından oğluyla birlikte çalışıyorlardı. Ailedekilerin ve çevredekilerin bu çabalardan çok fazla umudu yoktu. Ne var ki, Emrah sömestr tatilinden sonra netlerini 100 soruda 96'ya kadar çıkardı. Girdiği sınavda Türkiye'de ilk 500'e, Elazığ'da ilk 5'e girdi. Dershanesinde ise 120'ncilikten birinciliğe yükseldi.
Anne Esra, çok sevinçliydi. Ehliyet almak üzere bir kursa yazılmaya gitti. Kurstaki görevli eğitimini durumunu sorunca ilkokul mezunu olduğunu söyledi. Görevli de kendisine dışarıdan mı bitirdiğini sordu. Bu olay, anne Esra'nın yüreğini burktu. Hem eğitim durumu sorulduğunda neden "Ben üniversite mezunuyum" diyemiyordu ki? Kurstan eve döndükten sonra eşi ile konuştu. "Ben" dedi, "Ortaokulu, liseyi bitirmek istiyorum. Üstelik üniversiteye gitmeyi düşünüyorum." Eşinin de desteğini alan, bir taraftan üç çocuklu bir ailenin sorumluluğunu üstlenen anne Esra, dışarıdan ortaokul ve lise bitirme sınavlarına girmeye karar verdi. Karar verdikten sonra çok kısa bir sürede iki ay içinde önce ortaokul diplomasını, ardından ise lise diplomasını almaya hak kazandı. Oğlunu sınavlara hazırlarken tüm okul içeriğini öğrenmiş ve çok zorlanmadan sınavları geçmişti.
Şimdi sıra üniversite sınavındaydı. Üniversitede örgün eğitim yapan bir bölümü kazanmak, açık ortaokul ve liseyi bitirmeye benzemezdi. Ancak kendisinin sınavı kazanacağına inancı tamdı. 1995 yılında Fırat Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü kazanarak üniversite öğrenimime başladı. Üç çocuk annesi bir kadın nasıl üniversite okuyacaktı? Vizeler, finaller derken okulu uzatmadan 1999 yılında iyi bir dereceyle mezun oldu. Master yapmak istiyordu. Bu kadarı da uçuk bir hayaldi, bir anneydi o (!) Derken 1999 yılında mezun olduktan hemen sonra aynı bölümde yüksek lisans öğrenimi görmeye başladı. 2001 yılında yüksek lisans öğrenimini tamamladı ve yine aynı yıl aynı bilim dalında doktora programına kabul edildi. 2007'nin Ağustos ayında doktorasını tamamladı. Küçük Esra, önce anne Esra olmuş, ardından öğrenci Esra olmuş ve doktoranın tamamlanması ile birlikte Dr. Esra Hanım olmuştu. Doktora tezi oldukça ilginçti; televizyonun ev kadınlarının gündelik yaşamlarını nasıl etkilediğini araştırdı. Kadınların yaşamlarında televizyon dizilerinin etkisi o kadar ilginçti ki, tezi ulusal gazetelerde bile haber oldu. Bu arada mezun olduktan sonra Elazığ'da Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı değişik okullarda sınıf öğretmeni olarak görev yaptı. Şimdi özel yetenekli çocukların eğitim gördüğü Elazığ Bilim ve Sanat Merkezi'nde rehberlik biriminde öğretmenliğe devam ediyor.
Dr. Esra Gülmez'in büyük oğlu Emrah, Bilkent Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirdi. Hollanda'da çalışıyor. İkinci oğlu Yunus Taha Hacettepe Eczacılık'ta öğrenci, üçüncü oğlu Emre ise Amerika'da Berkeley Üniversitesi'nde öğrenci.
Zorluklardan, imkânsızlıklardan, sınavların zorluğundan şikâyet etmek isteyen varsa, bu tür öyküleri duvara asıp tekrar tekrar okuyabilir.
Hepimizi yüreklendiren bu tür öyküler, Anadolu’da çok fazla var. İki minik bebekle üniversiteye başladığımda bu zor süreci ben de yaşadığım için verdiğim örnekteki hanımı çok iyi anlayabiliyorum. Üniversitede ders aralarında dantel ve iğne oyası yaparak masraflarımızı karşılFamaya çabalarken, o azim ve kararlılık vardı yüreğimde.. Hissettiğim azmin kaynağını düşündüğümde kıvılcımı çocuklarımdan aldığımı anlıyorum. İstediğimi elde etmek bana göre “anlamlı” olduğu için azmetmek zor gelmiyordu. Bir ebeveyn için öğrenmenin ve azmetmenin en önemli faydası; kişiliğimizi güçlendirmesi, kendimize güven duymamızı sağlaması, çocuğumuzun bizi rol modeli olarak benimsemesi, bizi çocuğumuzun gözünde ayrıcalıklı kılması ve (benim için değil ama) bazıları için meslek hayatında başarıyı beraberinde getirmesi bence.
İstediğimizin bizim için “anlamlı” olması, hedefimize karşı ilgimizi de artırıyor. Eğer sık sık “şunu yapmalıyım, tamamlamalıyım” diye kendimize hatırlatmalar yapıyorsak, hayat ile barışık yaşıyoruz demektir. Ya da şöyle ifade edebilirim: “azmetmeye karşı kararlılığımızı, azim yaptığımız konuyu “anlamlı” kılarak değiştirebiliyoruz”.
Hayatımızı düzenlersek, zamanı iyi planlarsak, panik yapmaz, hayal kırıklığına uğramazsak, bir de sistemli çalışırsak azmin sonucunu almak zor değil..
Sorun kendinize… Bu sırrı yakalayanlar arasında mısınız?
Hatice Yalçın


