Şu konu önemli..! Karaman’lı üniversitemiz, hiç bir zaman "cüce aydınlar" kadrosunun kumarlarını oynadıkları bir "gençlik lokali" olmamalı.. Üniversite gençliğini ruhen ve bilimsel anlamda çürütmeye hiç bir eğitim sisteminin ve eğitimci kadrosunun hakkı olmasa gerek…
Herşeyden önce, üniversite hocasının belli bir müfredatı öğrencilerine ezberletme gibi bir misyonu yoktur. Karaman’da bir öğretim elemanı; basit dedikodularla uğraşmak yerine; bilgiler üreten, araştırma tekniklerini öğreten, yeni bilgileri ve meslekî konuları ölümsüz gerçekler ışığında yorumlarıyla birlikte öğrencileriyle tartışan, muhakeme eden bir "doktrin sahibi" olmalı..
Karaman’lı üniversitemizde öğrenciler; ders çalışan ve not ezberleyen bir canlı türü yerine konulduğu bir kurum olmamalı.. Üniversite hocasının ehliyeti ve yol göstericiliğiyle öğrencinin yeterliliği ve dikkati birbirini tamamlamak zorunda….Dolayısıyla üniversitemizdeki her bölüm, eleştiri ile tartışma tekniklerinin yoğun bir şekilde kullanıldığı bir ilim yuvası haline getirilmeli…
Üniversitemizin hocaları bilgiyi değişik biçimlerde bilgisayar ortamında tanımlamayı ve saklamayı da öğrenmek zorunda… Sanal gerçeklik ortamında bilgiyi tanımlama dilleri olan HTML (hipermetin işaretleme dili) ve oldukça yeni olan VRML (sanal gerçeklik modelleme dili) dillerini öğrenmek ve kullanmak, Karaman’lı Üniversitemizde akademisyen olmanın ön şartı haline gelmeli…Bir şekilde, ezberlenmiş bilgiye akademik kredi, diploma verilmesi de önlenmeli… Eğitimin artan maliyetine karşı alternatif çözüm olarak etkileşimli online kurslar, hipermetin biçiminde yazılmış ders kitapları, bilgisayar tabanlı konferans ve tele danışmanlık yaygınlaşmalıdır.
Bu alternatifler Karaman’daki eğitimin maliyetini uzun dönemde ucuzlatacaktır. Elbette teknolojiyi derslere entegre edebilmek için, öğretim elemanlarının hizmet içi eğitimlerden geçirilmesi de gerekecek… Ve tabiî ki bunların gerçekleşebilmesi için öğretim elemanları yeni gelişmeleri, araştırmaları ve programları özenle takip etmeli ve esnek olmalılar…
Karaman’lı Üniversitemizde, ”sessiz ustalar” var. Bunlar, bir bakıma bölümlerindeki boşlukları doldurup o okulun kalitesinin sağlamlaştırmak için çimento vazifesini görüyorlar. Bu usta’lar, çok iyi gözlem yapıyor; çoğu şeyden habersiz zannedilse de her şeyin farkında oluyorlar. Frekanslarına girildiğinde sohbetlerine doyum olmayan, olayları resmedişleriyle hayranlık bırakan kişiler bunlar.. Ayrıca bu “usta’lar” bölümlerindeki yüklerin en ağırını çekiyorlar; ücret ile ilgili kaygıları yok; gürültü çıkarmıyorlar; şikâyet etmiyorlar; dertlerini söylemiyorlar ve etrafa hep pozitif enerji yayıyorlar. Ellerini her taşın altına çekinmeden sokuyorlar. Onlar boş otururken pek görülmez, bir iş bitince diğerine koşuyorlar. Sadece kendi meslekleri ile ilgili işleri yapma gibi bir takıntıları yok. Üniversitemizde hangi konumda olurlarsa olsunlar, ortadaki işi yapmaktan geri durmuyorlar. Yaptıklarının fedakârlık olduğunun bile farkında değiller. Bu yüzden de, ne bir iltifat, ne de maddî bir beklenti içinde oluyorlar. Bir bakıma onlar, yarış atlarının karakterine sahipler, yani onların yoruldukları çatladıklarında anlaşılacak. Karaman’lı Üniversitemiz, her bölümde bir veya birkaç tane olan Sessiz Usta’nın çadır direği olması sayesinde ayakta… Elbette kelaynak gibi kalmış Usta’lar sayesinde koca Üniversite, kendinden beklenen misyonu yerine getirmekte yeterli olamayabilir.
Şu konuyu dikkate almalıyız: Karaman’lı Üniversitemiz, günümüzdeki karmakarışık ortamda yol gösterici olamıyorsa; burada verilen eğitim, her an değişik maskelerle karşımıza çıkarılan krizlerde, bunalımlarda sağlıklı çözümler üretmemize olanak sağlamıyorsa, kendisinden beklenen fonksiyonları yerine getiremiyor demektir.
Dünya çapında eğitimde başarılı olduğu kanıtlanmış ülkelerin eğitim sistemlerinin iyi taraflarını alıp yeni bir sentez yapmak mümkün mü diye sorguluyorum bazen…Veya Osmanlıyı 400-500 sene ayakta tutan dinamiklerden olan Enderun Mektebini bugünkü eğitim sistemimize yaygın şekilde adapte edebilir miyiz?
Tarihe baktığımızda insanların, bir şeyi çok arzuladıklarında, ihlas ile isteyip, isteklerine uygun hareket ettiklerinde, hedeflerine ulaşabildiklerini anlayabiliyoruz.. Örneğin; Fatih Sultan Mehmet 1450'li yıllarda dünyada benzerine rastlanmayan Enderun Okulunu kurmuş. Osmanlıyı 4-5 asır dünyaya hakim bir millet yapan yolları bu eğitim sistemi ile de sağlamlaştırmış...Ayrıca II. Dünya savaşı sonrası da Japonya, Almanya, Hollanda bütün kurumlarıyla birlikte okul ve eğitim sistemlerini de yeniden inşa ettikleri için, bugün eğitim ve öğretimin bazı sahalarında, dünya birinciliğine yerleştirilmişler.
Eğitim ile ilgili yapılan bir araştırma sonucunda dünyanın “EN”leri belirlenmiş. Bu ülkeler, bir çok kritere göre analiz edildikten sonra; dünyada eğitimde en başarılı ilk sırada yer alan ülkeler olarak belirlenmiş (2 Aralık 1991 Newsweek):
*Okuma ve anlama kabiliyetini en iyi geliştirenler èYeni Zelandalılar
*Matematiği en iyi öğretip kullandırmasını bilen ve yabancı dili öğretmede en başarılı olanlar èHollandalılar
*Fen bilimlerini teknolojiye en iyi aktarıp uygulayan ve bunu en iyi öğretenler èJaponlar
*Lise seviyesinde en başarılı ve kaliteli eğitimi veren aynı zamanda en kaliteli öğretmen yetiştirmede dünyada tek ülke èAlmanya
*Üniversite seviyesinde özellikle lisansüstü eğitimde ve sanat dalında en iyi öğretimi veren ülke è ABD
Japonlar ve Almanlar, okullarında öğrenci başına, ABD'den %50 daha az para harcıyorlarmış. Ama, birçok konuda ABD'den daha ileri seviyedeler..! Örneğin, ABD binalara ve yönetime daha fazla para harcarken, eğitmenlere kısmen düşük maaş veriyor; Almanya ve Japonya ise bina ve yönetimden ziyade eğitmen maaşlarına daha fazla harcıyor.. Osmanlı medreselerinde hocalara günde 50 ila 100 akçe maaş, talebelere ise 7-10 akçe burs verilirmiş ve hepsinin sosyal güvenlikleri garantiye alınırmış. Bütün eğitim elemanlarına yeme ve içme bedavaymış. (O devirde birkaç akçe ile bir koyun alınabilirmiş.. Buradan o günün öğretim elemanlarının hayat standardı ortaya çıkarılabilir)
Japonya’da öğretim süresi bir yılda 240 gün; Almanya'da 210 gün; Türkiye'de ise yaklaşık 180 gün... Okulda daha fazla süreyle öğrencinin kalması, eğitimde kaliteyi artırıyor olabilir. Başarılı eğitim sistemine sahip pek çok ülke, milli bir eğitim ve öğretim müfredatına ve prensiplerine sahip...“Üniversite eğitimini başarılı yapan şeyler sadece güzel binalar, kaliteli eğitim teknolojileri değil, aynı zamanda hem öğrenciye hem de eğitmene, her ikisinin de yetişmesine ve problemlerinin çözülmesine önem veren zihniyette yönetimin olmasıdır” desek yanlış olur mu? Zaten eğitime ayrılan paranın miktarından ziyade, onun nasıl ve ne şekilde, nelere harcandığı önemli...
Başka milletlerin gıpta ve kıskançlık damarlarını kabartacak seviyedeki genç nüfusumuzu; becerilerine ve yeteneklerine uygun üniversite olanaklarına kavuşturmamız lazım... Başka bir deyişle; Karaman’lı Üniversitemizin asıl hedefi "diplomalı cahiller" yerine sosyal hayatları ile de insanlığın imrenerek baktığı bir nesli yetiştirmek olmalıdır.
Üniversiteli nesil, Batıdan slogan, kavram ve teknoloji ithal etmeyecek şekilde bilinçlendirilmelidir. Yani, Karaman’lı Üniversitemizden mezun olan nesil; her türlü probleme karşı bir "kahve içme rahatlığı" içerisinde çözümler üretebilmelidir.
Türkiye üniversitelerinde, niçin beklenen kalite yok? Biz, ABD üniversitelerinin sahip olduğu maddi imkanlara sahip olsak ve istenilen her teknolojiyi de alıp okullarımızı ve araştırma merkezlerimizi donatsak, ABD'nin lisansüstü eğitimde sağladığı dünya birinciliğini elinden alabilir miyiz?