İlk şehre geldiklerinde akıllarda değişik bir çok düşünce ile başlamışlar iş aramaya. Her girdikleri yerde konuşuyorlar, sohbetler ediyorlar, bilgi alışverişi yaptıkça şehir onları tanıyor, onlar şehri tanıyor. Belli bir süre sonra ahali toplanmış dört arkadaşın yanına gelmiş. İçlerinden birine onu çok sevdiklerini, kabiliyetli ve iyi bir insan olduğuna inandıklarını, onun için yöneticileri olmasını istediklerini iletmişler. YANIT: Tabii ki, seve seve.
Üç arkadaş biraz üzgün, biraz kızgın şehirden ayrılmışlar. Yorum yok, konuşma yok, hepsi düşünceli ama birbirlerine belli etmeden sessizce. Yeni yer, yeni umut tekrar başlamışlar şevkle. Çalışıyor, araştırıyor ve hayata devam ediyorlardı. İnsanlarla tanışıp konuştukça tecrübelendiklerini birbirlerine ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Yine belli bir süre sonra arkadaşlar arasından birine o şehrin en güzel bayanlarından bir tanesi hayatı beraber sürdürme teklifinde bulunacak kadar çok sevdiğini beyan etmiş.
YANIT: Tabii ki seve seve..
Kalan iki arkadaş hüzünlü ve daha da sessiz uzaklaşmışlar oradan hemen. Şevksiz ama son bir umutla yeni yerlere doğru yol almışlar. Çalışmışlar hırsla her buldukları işte. Yeniden başlamışlar sanki hayata. Zaman her şeye rağmen durmaz tabii ki. Büyük bir iş yeri sahibi iki arkadaşı çağırmış. İkiniz de çok çalışkan ve kültürlüsünüz. Sizin gibi birisi benim işçilerimin başında olursa ben çok rahat ederim. Hanginiz kabul ederse onu işlerimden sorumlu yardımcı yapacağım.
Biri hemen bağırır TABİİ Kİ SEVE SEVE
Tek başına kalan hiç düşünmeden memleketine döner. Beş yıl sonra anlaştıkları yere ilk o gelmiştir. Diğer üç arkadaş uzaktan görünür. Gelir gelmez hemen birincisi başlar. Beni yönetici isteyenler belli bir zaman sonra benden en çok nefret eden oldular. Olur olmadık işler istediler. Ben şehrin en nefret edileni oldum. İkincisi sözünü keserek devam etmiş. Eşim benden hoşlanmaz oldu. Her yaptığım hata, her konuştuğum suç. Gözleri hep dışarıda. Üçüncü daha fazla konuşturmadı. Ne işverene yarandım ne de işçilere. Hepsi düşman oldu. Kaçmasaydım linç edeceklerdi. Son arkadaş dayanamamıştı.
Eeee. Tecrübe, kültür, kitap bunlar ne oldu.
Biz tecrübelerimizi, deneyimlerimizi yazdık beraberce al oku demiş üç arkadaş.
Sattığından daha ucuza satılırsın. Ektiğini biçersin. Atalarımız hepsini yaşamış. Biz niye bir daha tecrübe edelim. DOST OLMAZSA HAYATIN TEK RENGİ SİYAHTIR.
Dördüncü arkadaş hemen kendi yazdığını uzatmış onlara.Tek satır, tek cümle. Kimilerine göre çok kısa, kimilerine çok manidar.
‘’DEĞER VERDİKLERİNİ KİRLETME, BİR GÜN OLUR ÖPMEK ZORUNDA KALIRSIN’’
Not: Merak edenler için bu yazı benim denemelerimden biridir. Eğer beğenilme oranı fazla olur ve istek olursa diğer denemelerimden arada sırada yayınlayacağım.
SAYGI VE SEVGİLERİMLE
Hasan Hüseyin Şanlıtürk
Dört çok samimi arkadaş varmış. Her konuda fikirleri aynı, yedikleri içtikleri ayrı olmayan dört arkadaş. Bir gün ortak bir karar vermişler. Yola çıkacaklar. Hem memleketi gezip, tanıyacaklar hem de yeni insanlarla tanışacaklar. İş buldukları yerde çok kalacaklar, iş bittiği zaman başka yere yol alacaklar. Beş yıl sonra yeniden kendi şehirlerine gelecekler. Geri gelince gezdikleri yerleri, kültürleri, insanları, örf ve adetleri harmanlayıp bir kitap hazırlayacaklar. Amaç insanlığa bir katkıları olsun. Sadece çok zor durumda kaldıkları zaman ayrılacaklar. Yani iş ve aş sıkıntısı durumunda. Besmeleyle çıkmışlar yola.