Bizler konuşmacı olarak çağrılırsak seviniriz, hitap ettiğimiz dinleyiciden coşkulu alkış alırsak daha çok seviniriz. Hele kitaplarımız satılırsa çok çok mutlu oluruz. Ama bunlardan daha çok yazdıklarımız ve konuştuklarımız insanlar tarafından benimsenip kamuoyu oluşturuyor ve iyiye gidiş için insanları çaba sarf etmeye sevk edebiliyorsak bizden mutlu insan olamaz.’’
Hayat boş boş dursak da geçip gidecek. Geçen zamanın içini doldurmak da bizim elimizde olduğuna göre neler yapabiliriz diye beraberce bir düşünelim.
Şu andan itibaren para hırsından kurtulup herkese mal satmak için veya birilerinin yanında itibar kazanmak için veyahut bunlara benzeyen sebeplerden dolayı zararsız yalan diye kendimizi kandırdığımız huylarımızı bırakabilir miyiz?
Acaba hemen şimdi ilk gördüğümüz kişiye örfi veya dini doğruluğunu kesin bildiğimiz birkaç güzel kuralı anlatabilir miyiz ya da ‘bana ne’ demek daha kolay mı gelir.
Dertleri üst üste binmiş, sağlık problemi olan, iflasın eşiğinde duran, konuşacak kimsesi bulunmayan kişilerin cenazesinde ‘keşke bize söyleseydi, nasıl olsa çözerdik’ maskesini mi takınsak iyi; ya da kendi gücümüz yetmiyorsa bile birkaç kişi ile birleşerek ortak akılla çözüm için çabalarsak mı iyi.
Seçimlerde on muhtar adayına da oy vereceğiz deyip tek adaya oy verme hakkımız olduğunu unutmak mı işimize geliyor. Yoksa hangisi seçilirse seçilsin benim işim olsun demek mi kolay oluyor. Acaba ‘arkadaş gel etme eyleme muhtarlık senin işin değil, yapamazsın. Sebepleri de şunlar şunlardır’ diyerek onu uyarmanın, hem onun hem de kendimiz için iyi olduğunu bilmediğimizden mi?
Komşularımızı çekemeyip alışveriş yapacak olan kişiyi daha uzaktaki başka bir adrese göndermekle yarın borç isteyeceğimiz insanın borç verme gücünün olmayacağını, bilmediğimiz konular da ahkam kesip kesin konuşmalar yaparak yarın dinleyenlerin doğruları öğrendiğin de düşeceğimiz durumu şöyle bir canlandıralım.
Daha yüzlerce konu sıralayıp kendimi de saatlerce yargılayabilirim. Ama yazdıklarım ve yazmadıklarım ve de hiç aklıma gelmeyen bir çok konuyu tek başına çözebileceğimi ya da çözebileceğimizi zannetmiyorum.
Yukarı da yazdığım cümleden esinlenerek; benim yazdıklarıma sizler de eleştiri, yorum ve ekleme yaparsanız, beğenmediklerinizi çıkarıp kendinizden bir şeyler ekleyerek arkadaş, komşu, dost… kendi aranızda konuşmalar yaparsanız bende cümleyi söyleyen yazar gibi bir damlada olsa halkıma faydam olduğunu düşünerek bahtiyar olacağım. Bu benim düşüncem (eleştirseniz de ben mutlu olacağım) ama sizden özel ricam özeleştiriyi hoş karşılamayana siz daha fazla yazın ki yanlışını anlasın.
Bir yazıyı okumak, bir konuşmacıyı dinlemek, bir siteyi incelemek, bir partiye üye olmak veya mahalledeki beş on komşunun sabah çay keyfi yaparken yanlarında durmak; lehte-aleyhte bir yorum yapıp fikir beyan etmeyeceksek ne kendimize ne de diğer saydığım gruplara hiçbir fayda sağlamayacaktır.
Ancak bir konuyu da belirtmek gerekiyor. Fikir beyan etmek için bilmek, bilmek için okumak, okumak için de kendini tanımak lazımdır. Yunus Emre ne güzel söylemiş.
İlim ilim ilmektir.
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen,
Bu nice okumaktır.
SAYGI VE SEVGİLERİMLE
Hasan Hüseyin Şanlıtürk
1980 ‘ li yılların sonu.