karamandan.com

Edebiyatın Annesi: Samiha Ayverdi

Bazı kişiler söz konusu olunca onlar hakkında birkaç kelam etmek ne kadar müşkil ve ızdırab verici. Neden mi, sorumluluk ve hay’a duygusundan dolayı. Samiha Anne hakkında ise yazı yazmak mübarek insanın hayatına bir şerh düşmek değil, kat’iyyetle! Şerhin şerhinin şerhini düşsek bizler için makbul ve müspet olacak.

Bizlere yani medeniyetimizin muarızları tarafından yapılan tenkit-i kebir “bayanlara” gereken hassasiyeti göstermediğimiz ve bayanların içtimai sahada çok geride kaldıkları noktasında kümeleşir. Tarihi hakikatler ise bunun tam zıddını söyler ve her uzvuyla bu hususun uydurma olduğuna şehadet eder. Bayanlar medeniyetimizin en hassas ve en mukaddes varlıklarıdır. Mukkadesiyet ise boş bir iş güzarlıktan öte içi doldurulmuş hakikat ve onun remizleridir. Bayanlar bir nurdur ki muazzez varlıkların lemaları bile gönülleri diriltmeye kâfidir. Burada ifade ettiğimiz yanlış anlaşılmasın, anlayanlar bir zahmet kafalarını ve zihinlerini apış arasından çıkartıp yüce Hüda’nın dediği gibi “ben bir yere sığsam o da kullarımın kalbleri olur” dediği gibi gönülgaha çıkarsınlar.

Soğuk Savaş’ın bütün acımasızlığı ile hüküm sürdüğü mukaddes coğrafyamızda sab’i gençlerimizi çeşitli fikirlerle ele geçirmeye çalışan ideolojilerin pençesinden kim kurtaracaktı, zincirlenmiş o gönülleri kim azad edecekti? Muhterem elleri ile kirlenmiş kalbleri zem zem ile yıkayacak bir Cebrail yok mu idi? Asrın ortalarında bir güneş batarken onun lem’ası Samiha Ayverdi vardı! Muhterem ve merhum Ayverdi, bir muallimeden öte bir mürebbiye idi. Yani kendisini bu toprakların hizmetkârı addetmişti.  Onlarca konferans, neşredilen yirmiyi aşkın edebiyatımızın seçkin kitapları, tebliğler neler neler… Aksiyon insanı, dava kadını kısacası toplumun ihtiyaç duyduğu bir fert. Peki, merhum Ayverdi kütleleri şevke getiren bu enerjisini nereden alıyordu? Cevabı şudur; kâinat Kur’an-ı Kerim’de sırlanır, Kur’an-ı Kerim Fatiha-ı Şerif’te, Fatiha-ı Şerif ise besmelede, besmele ise “b” de sırlanır. Hz.Ali efendimizin dediği gibi ilim bir nokta idi cahiller çoğalttı. Hz.Mevlana Celaleddin-i Rumi Mesnevi-i Şerifi’ne “be” (Bişnev) ile başlar “me”(vesselam) ile bitirir, besmele-i şerif’in “be” ile başlayım “mim” ile bitmesi gibi, anlayana! Kısacası merhume Ayverdi köklerini mukkadesattan almakta idi bu ise Din-i İslam idi.

Sâmiha Ayverdi, 1905 yılında İstanbul’da Mediha Hanım ve Miralay İsmail Hakkı Bey’in kızı olarak dünyaya geldi. Ekrem Hakkı adında bir de oğulları olan aile kızlarına “eli açık, cömert” anlamına gelen “sâmiha” adını verdi. Sâmiha Ayverdi’nin çocukluğu kışları Şehzadebaşı semtindeki evlerinde ve annesinin amcası olan dönemin Maliye Nazırı İbrahim Efendi’nin konağında, yazları ise Çamlıca’daki köşklerinde geçti. Eğitimine beş yaşında iken mahalle mektebine giderek başladı. Daha sonra Süleymaniye İnas Numune Mektebi’ne devam etti ve 1921 yılında mezun oldu. Sonraki eğitimi husûsidir. İyi derecede Fransızca bilen ve keman çalabilen Ayverdi’nin bir kızı ve iki torunu vardır.

Sâmiha Ayverdi ilk kitabını 1938 yılında yazar. Kırktan fazla eseri olan Ayverdi roman ve hikâye yazarak başladığı edebî hayatına tarihi ve sosyal içerikli biyografi, hatıra, mektup, makale türünde eserlerle devam eder. Edebiyat araştırmacılarına göre bir yazarın eserleri onun hayatının yansımasıdır. Sâmiha Ayverdi’nin de eserlerinde, kaynağını yazarın hayatından alan üç ana konu vardır: “Tasavvuf, tarih şuuru ve medeniyet inşası, İstanbul”.

Ayverdi’nin II. Meşrutiyet’ten başlayarak Osmanlı Devleti’nin son yıllarında yaşaması, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyetin ilânı gibi tarihimizin çok önemli olaylarına genç yaşlarında tanıklık etmesi, tarih ve medeniyet konularını çağdaşı olan Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nihad Sami Banarlı gibi onun da gündemine taşımıştır. Türk edebiyatında bir çok yazarın anlattığı İstanbul, eserlerinin içinde o kadar önemli bir yer tutar ki bu ona “İstanbul yazarı” olma sıfatını kazandırır. Ancak Ayverdi’nin devrindeki diğer yazarlardan ayrılan çok önemli bir tarafı vardır. O da özellikle ilk sekiz kitabının ana konusu olan, diğer kitaplarında da dünya görüşü ve hayat algılayışı olarak ortaya çıkan tasavvuf düşüncesidir. 1940’larda Edebiyat Âlemi dergisinde kendisiyle yapılan bir röportajda “Şimdi neler okuyorsunuz?” sorusuna: “Yine Mesnevî…Ve Divan-ı Kebir…Ve her şey…” diye cevap verir. Yani Sâmiha Ayverdi, Mevlâna’nın eserlerini çok okumuş, onu Hocası Kenan Büyükaksoy’un rehberliğinde anlamaya ve yorumlamaya çalışmıştır. Bu nedenle de onun için tasavvuf düşüncesi bir hayat tarzı olmuştur.

Sâmiha Ayverdi, 1993 yılının 22 Mart’ında Fatih’te yaşadığı evinde vefat etmiştir. Kabri Merkez Efendi Kabristanı’ndadır. Bütün hayatı boyunca vatanı ve onun değerleri için bir anne fedakarlığı ile çalıştığından çevresindeki her yaştan insan ona “Sâmiha Anne” demiştir ve gerçekten “eli açık, cömert” anlamına gelen adının yansıması olan bir hayat yaşamıştır.
“Tükenmez borcum var bu alem halkına verdikçe daha ver daha ver diyorlar.

Sorarsan borcumu şu cihan halkına yavuzu yahşiyi sevmektir diyorlar.”

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Hakkımızda | Künye | RSS | Reklam Ver | İletişim | karamandan.com | ANT Ajans
Elemtere fiş, kem gözlere şiş