Yaşadığı şehri tanıyan ve nasıl yaşamak istediğini bilen kentlilerin her zaman planlama adına bir fikri vardır. Cumhuriyet dönemi kentlerin planlama ve iyileştirilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bunun en güzel örneğini başkent için söyleyebiliriz.
Ankara şehri için 1928’de açılan imar planı yarışmasını Alman Prof. Jansen kazanmış, Atatürk ile yaptığı ilk görüşmeyi Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya adlı kitabında şöyle aktarıyor.
“Jansen tercümanla konuşmakta idi. Arkasından bir sual sordu:
— Bir şehir planı tatbik edebilecek kadar kuvvetli bir iradeniz var mıdır?
Atatürk kızdı. Koca memleketi yedi düvelin elinden kurtarmışız. Bir ortaçağ saltanatını yıkarak yerine bir yeniçağ devleti kurmuşuz, bunca devrimler yapmaktayız. Bütün bunları başaran bir rejimin, bir şehir planını tatbik edebilecek kuvvette olup olmadığı nasıl sorulabilirdi? Biraz sertçe cevap verdi.
Dikkafalı Prusyalı: Belki sizin hakkınız var, dedi. Biz Almanya da bile türlü güçlüklere uğruyoruz da, onun için sormuştum.” Der.
Plan yapılırken, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik, politik ve sosyal şartlar göz ardı edildiğinde, kentlerin gelişim hızları ile ilgili isabetli değerlendirmeler yapılamamakta ve bir süre sonra öngörülen planlar ketin ihtiyacını karşılayamaz konuma gelmektedir. Yapılan plan değişiklikleri ile bütüncül bir planlama anlayışından noktasal planlamaya doğru gidilmektedir. Planlama uzmanları her yaptığı planlamada kent bütününü görmeyebilir, planlama kriterlerini dikkate alarak planlamasını yapar. Plancıyı yönlendirmesi gereken sivil toplum kuruluşları ve uygulayıcı konumundaki belediyelerdir. Bunun ülkemiz dışında da birçok örneğini görebiliriz. Mesela; Batının önemli ve büyük kentlerindeki imar ve şehircilik uygulamaları ne şekilde ve nasıl olmakta, İtalya’nın Roma ve Yunanistan’ın Atina kentleri Şüphesiz her iki başkent de yalnız ülkelerinin değil dünyanın da sayılı tarihi, kültürel ve mimari dokusuna sahip kentleridir. İtalya’da yalnız Roma değil bütün kentlerdeki tarihi ve mimari doku özenle korunur. Ancak Roma için uzun yıllardan beri uygulanan ve geniş yetkiler ile donatılmış özerk Roma Konseyi uygulaması mevcuttur.Mevzubahis konsey imar planları ve uygulamalarında mevcut tarihi ve mimari dokuyu gölgede bırakacak daha yüksek ve farklı mimari özelliklere sahip yeni yapılara kesinlikle izin vermemektedir.Konsey’de Roma’nın tanınmış deneyimli, mimarları, şehir plancıları, kent bilimcileri vb. gibi uzmanlar görev yapmaktadır..Bu kurul Roma kentindeki bütün imar planı değişikliklerinde son söz sahibi olduğu gibi planları iptal etmek yetkisine de sahiptir..
Yunanistan’ın başkenti Atina’da da Avrupa’nın diğer başkent ve büyük kentlerinde olduğu gibi imar ve şehircilikte katı kurallar uygulanmaktadır. Bu kurallar ile başta Atina kent merkezi olmak üzere büyük kentlerde çok katlı gökdelenlere izin verilmemekte yeni yapıların mevcut tarihi ve kültürel dokuyu bozmamasına özel bir önem verilmektedir. Bu katı ve caydırıcı kurallar yerli halk için geçerli olduğu kadar ülkeye yatırım yapmak için gelen yabancılar için de aynen uygulanmaktadır. Yerel yönetimler ( belediyeler ) bu konuda sınırlayıcı, kısıtlayıcı geniş yetkilere sahip olup merkezi idarenin siyasi baskılarına karşı da direnebilmektedirler. Bizde birçok sebep gösterilerek merkezi idarenin çeşitli kurumları belediyelerin plan karar ve uygulamalarına müdahale edebilmekte bunun yasal yollarını da her dönemde açık tutmaktadırlar.
Bu örneklemelerden sonra, dünyanın gözbebeği olarak bakılan ülkemizde, imar, planlama ve şehircilik adına bir adım daha geride olduğumuz gözler önünde, nitekim bunu aşmak için çaba sarf edildiği de bir gerçek. Bu yolda çeşitli illerimizde kent konseyleri oluşturularak yerel düzeyde halkın katılımı sağlanmaya çalışılmaktadır. Karamanda bu iller arasına girmiş fakat planlama ya da şehircilik adına hiçbir gelişme göstermemiştir. Ama umut ediyoruz ki zamanla bu toplantılar amacına ulaşacaktır…
Sevgilerimle..

