Meğer Sen Neymişsin de Haberimiz Yokmuş?

Yazan  Fatih Akbay

Ankara’nın soğuk bir kış gecesinde, yurdun kantininde sohbet ediyoruz.


Ankara’nın soğuk bir kış gecesinde, yurdun kantininde sohbet ediyoruz.

Keşke Karaman’da olsaydım, sıcacık bir arabaşı ne iyi olurdu diye söylüyorum.

Arabaşı mı, çorba mı, Karaman mı gibi tepkilerle karşılaşıyorum.

Yozgat’tan bir güvenlik görevlisi ağabeyimiz, git işine canım, arabaşı öz be öz Yozgat’ındır diye kenardan atılıyor.

Bir arkadaşım, ben Karaman’ı bilmem ama Antalya/Kaş’a bir ziyaret sırasında ikram ettiler bana diyor.

Masadaki Ermenekli hemşerim arabaşını tariflice anlatmaya başlıyor. Bu tezi güçlendirmek için yapılışında hangi malzemelerin, neden kullanıldığı gibi açıklamalarda bulunuyor.

Kayserili bir arkadaşım siz neden bahsediyorsunuz, bu çorbanın memleketi Kayseri’dir diye sesleniyor yan masadan.

Varsa yoksa komşunda var, Konyalı bir arkadaşımız bu çorbayı daha geniş bir coğrafyaya yaymaya gerek yok, Konya-Karaman yöresine aittir diye sohbeti noktalamak istiyor.

İçimden bu sohbete neden girdik ki diye geçiriyorum. Durmadan bir sahibi çıkıyor arabaşının…

Mersin/Gülnar’a aittir bu çorba araştırın diye bir ses geliyor, tanışık olmadığımız bir yüzden. Ama en azından artık, Gülnarlı olabileceğini öğrenmiş oluyoruz.

Yozgat’ındır bu çorba, isteyen TRT arşivlerine baksın diye güvenlik görevlisi ağabeyimiz daha gür bir şekilde sesleniyor. Araştırın diyor ki tezinde kendini daha güçlü hissedebilsin istiyor.

Sohbet büyüdükçe, ses tonları yükseldikçe yan masaların dikkatini daha da çekiyoruz. İster istemez yan masalar da sohbete katılıyor.

Bu çorba Ege bölgesine aittir. Muğla’nındır. Soğanlı olur. Hamuru da mısır unundan yapılır. Köy tavuğu kullanılmalıdır yapımında diye arabaşına yeni bir bakış açısı kazandırıyor sırtımın dönük olduğu masadan bir ses.

Denizli de katılıyor bir süre sonra arabaşının sahipliği meselesine.

Meğer sen neymişsin de haberimiz yokmuş arabaşı diye de gülüyoruz bir taraftan.

Arabaşını sahiplenme konusunda ortak fikirlere sahip olamasak da iş hamuruna gelince bütün sesler bir oluyor:

“Hamurunu çiğnemeden yut.”

Çok ama çok sıcak, bol acılı. Boğazı her iki anlamda da ciddi şekilde yakacak cinsten. Ama iyi ki hamuru var. Çiğnemeden yutulan hamuru, çorbanın sıcaklığını da acılığına da bir nebze olsun normal kıvama getiriyor hissi veriyor.

Arabaşının en iyi taraflarından birisi de kalabalık olmadan içilmemesi.

Öyle iki üç kişiyle içilecek bir çorba değil. Ne kadar çok kişi olursa o kadar da lezzetli oluyor bu çorba. Ne kadar çok kişi olursa, ne kadar çok kişi kaşığına aldığı hamuru çorbanın içine kaçırırsa ve bu yüzden ne kadar çok kişiye ceza verilirse o kadar tatlanıyor.

Arabaşı için toplanılıyor, arabaşı sayesinde derin derin sohbetler ediliyor, arabaşıyla birlikte keyifli bir akşam geçiriliyor.

Arabaşının bu işlevleri akıllara geldiğinde bir kere daha şu soruyu sormak gerekiyor:

Meğer sen neymişsin de haberimiz yokmuş arabaşı?

Orası ya da burası, neresi sahiplenirse sahiplensin hiç önemli değil. Ben ilimizde yapılan arabaşının başka hiçbir yere uyacağını düşünmüyorum. Zira ilimizin mutfak kültürünün zengin olduğuna, kendini göstermediği düşünülse de sonuna kadar inanıyorum.

Unutmadan, bir gün arabaşı için bir davet alırsanız, rahat kıyafetler giyininiz. Zira arabaşını büyük ihtimalle yer sofrasında içeceksiniz. Ve siz, siz olunuz sakın ama sakın kaşığa aldığınız hamuru çorbanın içine düşürmeyiniz. Çünkü bulunduğunuz ortamı renklendirecek ama canınızı acıtabilecek bir ceza ile karşılaşabilirsiniz.

Şimdiden hepinize afiyet olsun.

Esen kalın.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile