Şiirinin ilk kısmında Yahya Kemal iftarı bekleyişi, top sesini, ezanla birlikte yaşanan o sükûneti bakınız ne de hoş dile getiriyor:
İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,
Kaç def’a geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,
Sessizdiler. Fakat Ramazan mâneviyyeti
Bir tatlı intizâra çevirmiş sükûneti;
Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,
Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;
Bakkalda bekleşen fıkarâ kızcağızları
Az çok yakından sezdiriyor top ve iftarı.
Meydanda kimse kalmadı artık bütün bütün;
Bir top gürültüsüyle bu sâhilde bitti gün.
Top gürleyip oruç bozulan lâhzadan beri,
Bir nurlu neş’e kapladı kerpiçten evleri.
Yâ rab nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz!
Şiirin ikinci kısmında ise şair, memleketinden uzakta yaşadığı yıllarda bu güzellikten de uzak kalmanın vermiş olduğu rahatsızlığı, o gün oruçlu olmamasından duyduğu pişmanlığı anlatıyor. Her şeye rağmen yaşadığı bu yoğun duygular için de şükretmeyi unutmuyor.
Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş’esiz.,
Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı
Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.
Bir tek düşünce oldu tesellî bu derdime; ,
Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:
‘Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;
Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.’
Yahya Kemal yıllar öncesinde dile getirmiş ancak bizler sanıyorum iftar vaktine doğru “Süzülmüş benizliler” ifadesini ilk kez göreceğiz. Zira farkına varamadık belki ancak on bir ayın sultanı her geçen sene daha erken başladı, başladı ve kısa ve soğuk kış günlerinden uzun ve sıcak yaz günlerine geldi.
Pek çoğumuzun zihninde yer alan oruç şemasında –özellikle 30 yaş altı kişilerde- mübarek Ramazan ayı, kış mevsimine denk gelecekti, bu zamana değin büyüklerimiz gibi yaz ortasında, kavurucu sıcakların altında henüz hiç oruç tutmamıştık.
Güncel olaylara kaptırdık kendimizi, zaman akıp geçiverdi. Bunların yanına bir de rekor kıran sıcaklıklar eklendi. Farkına varamadık, kışı bekliyorduk oysa ya da hava sıcaklıklarının bu kadar yüksek olacağı bir zamanda beklemiyorduk on bir ayın sultanını. Ancak bir de baktık ki geliverdi.
İftarda alacağımız sıcacık pidelerle ısıtmayı düşünüyorduk ellerimizi.
Sıcacık bir çorba umuyorduk iftarda gün boyu soğuğu yiyen bedenimizle.
İftar çadırlarının kurulmasını bekliyorduk, çadırın dışında bekleyip üşümeyi, içerisinde manevi sıcaklığını hissetmeyi.
Beklediğimiz zamandan önce gelse de, zamanı her geçen yıl değişse de alacağımız hazzın değişmeyeceği bir Ramazan’a daha girmiş bulunuyoruz. Bu Ramazan’da iftar çadırları sıcak olmayacak ama içimizi serinleteceğiz. Sıcacık pideler belki de ellerimiz yakacak bu sefer ama yine iftar sofrasına yetişebilmenin tatlı telaşını yaşayacağız. O telaş ki yılın diğer aylarında kolayca sinirlenebileceğimiz, kızabileceğimiz bir durumda bile bizlere tebessüm ettirecek.
Ve yine ibadetlerimizin en güzellerini yapacağız.
Dualarımızın en içten olanıyla O’na sesleneceğiz.
Hiç sinirlenmeyip çok gönül alacağız.
Güzel işlerde yarışacağız.
Dua ile…
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Köşe Yazarlarımız
“Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,”
Yazan Fatih AkbayOn bir ayın sultanı denilince aklıma Yahya Kemal Beyatlı’nın “Atik Valde’den İnen Sokakta” isimli şiiri geliyor. İftar vaktinin, Ramazan ayının, oruç ibadetinin bu kadar mükemmel başka bir anlatımı olabileceğini düşünmüyorum.
Okunma 751 kere
Yayınlandığı yer
Fatih Akbay