Sahil de tahta masalardan birine oturmuş denizi seyrediyordum. Yan tarafa baktığımda bir çift gözle karşılaştım. Hafif gülümsemeyle, başımla merhaba dedim, yalnız olan bayan merhaba diye cevap verdi.
Yılların yorgun izleri yüzüne nede çok belirgin iz bırakmış, diye düşündüm. Saçlarına düşen aklar yılları adeta anlatıyordu.
Hava serin ama tatlıda bir sıcaklık var değimli? diye sordu. Evet diye başımla onaylayarak gökyüzüne doğru baktım. Kadın birden oturduğum masanın yanında belirdi, belli ki konuşma ihtiyacı hissediyordu. “Oturabilir miyim?” dedi. Elbette buyurun, eşlik edersiniz yalnızlığıma dedim. Acı bir gülümseme belirdi yüzünde “yalnızlık mı?” dedi. Evet, yalnızım gördüğünüz gibi, ama sizde yalnızsınız anladığım kadarıyla! Hayır değilim bak şimdi siz varsınız. İkimizde sanki birbirimize oyun oynuyormuşuz gibi hisse kapıldım. Sohbet yalnızlık üzerine kuruldu…
Bu sohbet üzerine kadının adeta gözleri önünde hayatı akarcasına o anları anlatmaya başladı.
-Yıllar öncesi severek ve hiç ayrılmayacağımıza, ölüme dahi birlikte gideceğimize dair sözler vererek, çocuklar ve torunlar büyütme hayaliyle evlendik, oysa hiç de hayal edilen gibi olmadı. O kurulan hayaller, verilen sözler, edilen yeminleri zaman içinde nede çabuk unuttuk. Sanki bir şey oldu, fırtına gibi esen sevgi rüzgarı birden şiddetli poyraza dönüştü, önce kısa süreli tartışma ve küsmeler oldu, ardından sesli tartışmalar ve birbirimize tahammülsüzlükler başladı.
Ne oluyor bize derken hamilelik sevinci ile birden yerini sevgi ve neşe aldı. Evliliğimin beşinci ayıydı, içimde bir canlı vardı ve ben daha evliliğin ne olduğunu anlayamadan anne adayıydım. Bu benim sevdiğim insanı kazanmak ve o tartışmaların sonu diye düşündüm. Şimdiki teknoloji yoktu o zamanlar, kız mı erkek mi düşünceleriyle ördüğüm o küçücük patikler, hırkalar, kazaklar, şimdi elimde kalan sadece kahverengi patikler..
Yanımıza gelen garsonun getirdiği semaverle durdu kadın. Merak ediyordum bu hikâyenin sonunu garsonun çay demlendi içebilirsiniz demesi üzerine hemen çaylarımızı doldurup servis yaptım acaba devam edecek mi anlatmaya diye düşünürken, kadın teşekkür edip çayını karıştırırken adeta tekrar geçmişe yolculuk edercesine çayına bakıyordu.
Nerde kalmıştık diyince hemen kahverengi patikler diye birden aceleyle söylemiş oldum. Kafasını kaldırıp yüzüme bakınca beni dinlediğin belli, bu bana değer verdiğin anlamına geliyor dedi. Tatlı bir gülümseme belirdi yüzümüzde ve anlatmaya başladı..
Evet, kahverengi patikler, oysa kızım olmuştu, peki neden pembe değil de kahverengi diye sordum. Çünkü elimde bir bu renkten olan patikler kaldı da ondan dedi. Eşim erkek olacak dedi, ben eli ayağı düzgün olsun kız erkek fark etmez dedim. Hayır, benim soyadımı taşıyacak diyordu, oysa kızım oldu. Kızımın dünyaya gelmesiyle hayallerim daha da büyümüştü, narin bir çiçek gibi titriyordum onun üzerine.
Kızımın 3 ayı dolmuştu ki yine tartışmalar, yine küskünlükler başlamıştı. Artık sevginin yerini nefret almaya başlamıştı.
-Peki, neden tartışıyordunuz?
-Bizler 3 odalı bir evin içinde bekâr 2 görümcem, 4 kaynım ve kayınvalide ile kayınpederimle birlikte yaşıyorduk. Ayrı evde oturmamıza müsaade olmayınca evin güncel sorunları yüzünden dahi tartışır olduk.
-Anlıyorum
-Gerçekten anlayabiliyor musun?
-Tahmin edebiliyorum
-Tahmin etmek, anlamak yaşamaktan daha kolaydır. (Haklıydı yaşam elbette farklıydı.)
-Artık birbirimize olan sevginin bittiğini ikimizde anlamıştık. Yine tartıştığımız bir gün kızımı da alarak baba evine döndüm. Baba evinde ne kadar da kendi ocağımız desen de hiçbir şey eskisi gibi olmadığını anlıyorsun, kızımı hep birlikte büyüttük, uykusuz gecelerde dahi her birimiz adeta etrafında dolaşırdık, hele hasta olduğu dönemlerde biz daha çok hasta olurduk, güldüğünde ise sanki hayat bizimdi. İlkokula başladığında evde büyük bir sevinç yaşamıştık, tıpkı mezun olduğunda ki gibi, hepimiz sanki okuldan mezun oluyorduk.
Kızım benim elimden tutmuş adeta hayata yeniden adım attırmıştı, onun gözüyle hayata bakıyor, onun adımlarıyla hayatta yürüyordum. Adeta onunla yeniden hayata merhaba demiş onunla yaşıyordum. Ortaokul, Lise derken arkadaşlıkları başladı. Artık kızım sanki benden ağır ağır uzaklaşıyordu, sohbetler kısalmış, paylaşımlar azalmıştı.
Bir gün bir telefonla irkildik. Akrabalar tarafından sorulmuş, bulunmuş, telefonumuz çaldı.
Yıllar öncesinde bıraktığım hatam karşımda ağlıyordu.
Telefonda kızımın babası ve benim hayat akışımı, kaderimi değiştiren kişi vardı. Beynimde furya eden neden, niçin, nasıllar karmaşasında annesinin vefatını anlatan adam ve kızımın en azından bu cenaze merasime katılışını yalvarırcasına isteyişi, hiçbir şey söylemedim çünkü hayatımın değişmesine yardımcı olanlardan biriydi ve onun ölüm haberi beni etkilememiş hiçbir şey hissetmemiştim. Kızım ilk kez babasının sesi ile irkilmiş belli belirsizlik karmaşalık yüzünde adeta gelgitleri yaşıyordu.
-Peki, ayrılma nedeninizi ve yaşadığı yeri kızınıza anlatmamış mıydınız yıllardır bu sorulara kapalı mı kaldınız? (Diye araya girdim.)
-Elbette anlattım, ama bu derece ruhunda, beyninde fırtınalar yaşayacağını nereden bilebilirdim ki, onunla bir dünya kurdum, tıpkı bir fanusun içinde sadece kızım ve ben vardım.
Anne izin ver gidiyim hepsini tanıma fırsatım olur hele babam nasıl biri kimdir bilmek yakından tanımak istiyorum dedi. Peki dedim ve ertesi gün yola çıktık. Karşılaşmaları adeta iki yabancının tanışması giydi, tanıştırdım. Kendisine, karşında bir genç kız var, o artık kundak da ki kız çocuğu değil, narindir ona göre konuş ve davran dedim ve kızım babasıyla gitti.
Kadın birden sustu, bense acaba devam edecek mi diye beklemede iken o denize doğru başını çevirdi, sessizlik devam ediyordu. Sessizliği bozma adına çay dedim. Başıyla evet diyince onu uzağa gidişlerden geri çevirmenin hesabıyla ve anlatmaya devam eder ümidiyle çayını doldurup verdim. Sessizlik adeta gizli haykırışlar gibiydi, hayır, olamaz, imkânsız hak etmedim böyle bir terk edişliği, denizin kayalara vururken çıkardığı ses adeta sanki bir cevap gibiydi. Evet, insanoğlu hak etmedin! Bir an göz göze geldik, buğulu gözlerle bakıyordu.
Bıraksanız dedim.
-Neyi?
-Gözyaşlarınızı, özgürce aksın, saklamasanıza, onlara hayır deme zamanı değil, bırakın aksın, gözyaşınızın tuzluluğunu hissedin, kimse ağlamaz sanmayın, ağlamanın zamanı olmaz.
Gözyaşları yüzünde oluşan çizgiler arasından engelsizce akıyordu. Zaman ise adeta esir almış, yaşa tutsak yaşa dercesine zamanı içinde yaşatıyordu. Yakılan bir dal sigara sakinleşme adına mıydı, yoksa nefes aldığını hissetmek için iç çekişlerin sesimiydi bilemiyorum, ama yaşamak nefes almak ise, evet yaşıyordu.
Uzun süren bu sessizlikte kadın doğruldu, ben gidiyorum, Sizinle tekrar burada görüşürüz dedi. Acaba gerçekten yine gelir mi? Karşılaşır mıyız? Düşünceleri ile tokalaştık.
Ve herhangi bir arkadaştan ayrılış edasıydı bu ayrılık...
Her zaman gittiğim sahilde yine aynı yere oturdum. Acaba gelirmi? Tekrar görebilecek miyim? Ümidiyle etrafı süzdüm. Yok yok gelmedi. Ve sonrasında hep bekledim, yok gelmedi. Her geçen gün gelecek ümidini biraz daha kaybediyordum.
Ve bugün, hayır gelmedi...
Ama yine de belki bir gün karşılaşırız ümidini taşırcasına her gidişimde bakınır oldum. Evet, isimsiz bayan belki bir gün yine karşılaşırız.
Hayat dediğimiz, yaşam biçiminde buna benzer bir çok yaşamlar olmakta ve bizleri esir alan zamanın içinde tutsak yaşamlara gebe kalışlarla yaşayacağız.
Etrafınıza iyice bakın belki eşiniz, belki arkadaşınız, belki bir yabancı, sesiz çığlıkları hissedin, düşünen insanların havada asılı kalan düşüncelerini okumaya çalışın ve mümkünse hesapsızca, yargılamadan anlamaya çalışın, çalışın ki hayat bu bir gün sizde anlaşılmak isteyebilirsiniz..
Anlamak ve anlaşılmak dileğiyle…
Eren Genç


