Dramatik olsada yaşamlarımız, bir başka yaşamın ortaklığından haz alınır. Oysa bazıları, menfaatleri doğrultusunda hareket eder, ardına yaşamlarını saklarlar. Sizin hayatınız üzerinde adeta hayat yaşamak isterler. Onların renkleri, korkuları, heyecanları yoktur. Yapılan her azaba muhakkak bir mazeretleri vardır ve sizi aptal yerine koyarlar.
Oysa kadın onlara bu neden niçinlerin ardındaki meraklarının gerçeğini söylediğinde, mazeretleri hazırdır. Sizin canınız yanmıştır, hissetmezler umarsızca ardı arkası gelen hayatınızı didik didik ederek, param parça etmişler, anlamazlar, çünkü canı yanan onlar değil hissetmezler. Aksine haz duyarlarcasına daha şehvetle soruları sorarlar. Günün birinde o soluklarının kesileceklerinin, gözlerin karanlıkta yok edileceğine rağmen devam ederler.
Uzun zaman olmuştu arkadaşımla bir araya gelmeyeli, oysa bir evi paylaştığımız acılarımızla ağlaştığımız, bazen bir kadehte herkezin anısı olan şarkıları gibi bizimde Suavi'nin okuduğu ARKADAŞ parçasını seçmiş defalarca söylediğimiz, bazen birimizden birimizin sinirli anında diğerini yatıştırdığımız, aldığımız maaşla ay sonunu getiremeyip hangi arkadaşımızdan alabiliriz diye düşünüp, aldığımız borç parayla ayın sonunu getirdiğimiz, aynı işyerinde çalıştığımız, ve bir zaman sonra devletin sisteminde var olan tayin nedeniyle ayrılırken geçmişi hatırlayıp kah gülüp, kah ağlayarak hatırladığımız, geleceğe umutla bakma hevesimizle zorunlu ayrılışımız.
Geçen zaman sürecinde, telefonla görüşmelerimizde bir araya gelmeyi o kadar çok istiyorduk ki ama hep bir şeyler oluyordu, bir türlü bir araya gelememiştik, Artık birbirimize zaman ayırmaya karar vermiştik. Hafta sonunu birlikte geçirmek üzere yaşadığı İl'e hareket ettim.
6 saatlik yolculuğun sonunda arkadaşıma kavuşmanın heyecanı ile otobüsten indim. Etrafıma baktığımda kendisini göremiyordum, oysa bugün için kararlaştırmıştık, evet bugün burda olucaktık. Bekleyeyim belki trafik nedeniyle gecikmiştir. Banka oturdum, etrafı seyrederken gözlerim yine onu arıyordu, zaman mı geçmek bilmiyordu, yoksa ben mi onu görme heyecanıyla öyle hissediyordum bilmiyorum, ama yok gelmedi. Cep telefonunu çevirdim, hiç hoşlanmadığım anons, aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor diyordu. Evini aradım cevap yoktu, herhalde geliyor şans bu ya şarjı bitmiş demekki, aradan geçen zaman zarfında nedeni böyle yorumluyordum. Defalarca baktığım saatim bana yarım saat oldu, arkadaşın gelmeyecek der gibi hissettirdi.. Ama neden program değişmiş olsa arayıp erteleyebilirdik diye hafif bir sitem düşünceleri belirmeye başlamıştı ki kafamda telefonum çaldı. Arayan oydu, sevinçle açtığımda Eren geldinmi? soran ses ona aitti ancak birşeylerin yolunda olmadığını ses tonunda hissetmiştim. Evet ancak başka bir programın varsa önemli değil geri dönerim dedim. Hayır sakın gitme, bugün sana her zamanki günden daha çok ihtiyacım var, evi biliyorsun eve gel bende eve geliyorum konuşuruz diyordu. Telefonun diğer ucundaki arkadaşım. Peki dedim ve telefonu kapadım. Kafamın içindeki sorular, duyduğum ses tonuna istinaden cevap olarak problem diyordu. Boyutu ise belirsiz.
Evliliklerine ikinci bir şans vermişlerdi. Peki evliliğe ilk adımda ki yapılan hatalar tekrar gözden geçirilmiş, öyle karar verilmişti ikinci birlikteliğe, çözüldü sanılan sorunlar yoksa çözülmüş olarak mı görmek istemişlerdi, yoksa küçük sorun zamanla çözülür diye göz ardımı etmişlerdi. Bu düşünceler içinde evin kapısında bulmuştum kendimi, zile dokunduğumda kapının hemen arkasında olduğunu bildiğim arkadaşımı düşünüyordum ki kapı açıldı. Gördüğüm manzara durumu çok iyi anlatıyordu. Bir iki saniyelik donuk bakışmalardan sonra, ağlayarak sarılışı korkunun derecesini belirttiği gibi, dik durmasını sağlayacak bir yıkıntıya destek bulmuş gibide sevinçliydi. Kapıda bir süre öylece kalmıştık. Sakinleşmesini beklemekten başka çarem yoktu, ayrıldığında elimi tutmuş sanki ben içeri girmek istemiyorumda o zorla yanımda ol ne olur dercesine çekiştiriyordu. Oysa ben zaten onun için gelmiştim.
Birşeyler anlatmaya çalışıyordu, oysa nerden nasıl başlayacağını bilmez bir şekilde anlatıyor, arada konuşması ağlamaları ile kesiliyordu, her şeyi bir solukta sanki hemen gidiyormuşum gibi anlatmaya çalışıyordu. Bekle lütfen dedim. Birden sessizliğe büründük, dağınık bir oda ve dağılmış bir kadın vardı karşımda. Sakin ol, burdayım bir yere gitmiyorum, bir sigara yakıp kendisine verdim, sigarayı eline aldığında bir yudum çekti ve bana uzattı, kendisine sigaram var sen içsene dediğimde, bir an durakladı. Geçmişe bir yolculuk edasıyla hatırlıyormusun bir paketi beraber içerdik. Yarısını sen yarısını ben yüzünde hafif bir gülümse oluşunca rahatladım. Evet hatırlamaz olurmuyum, ne zaman sigaranın yarısına gelsem sen hep aklıma gelirsin, diğer yarısını hep sen diye içiyorum.
Ah keşke diyordu. Ah keşke sen gitmeseydin, ve ben evlenmeseydim. Keşkeler hayatımıza biraz daha yön vermek için değilmidir? Evet diye başımı salladım. Keşke seni dinleseydim. Oysa sen olabilecekleri tahmin etmiştin ve ben yine hata yapan taraf oldum. Neden neden ben çok şey istemedim ki, yeniden yuvamı kurmak ve kızımız için yeniden devam etmek istemiştim. Her kadın gibi bende tekrar yeniden başlamk istedim. Neden? neden acı çeken ben oluyorum? Bak şu halime, biz kadınların kaderimi bu? Ben onun tüm hatalarına göz yumdum, tedavi olucaktı, her tedavide ben iyileştim diyordu, 1-2 ay dünyanın en şeker, en tatlı, en mutlu ailesi oluyorduk sonra bir şey oluyor ve rüya bitiyor. Tekrar tedavi süreci, her dayak yediğimin sabahı, özürler, yalvarışlar bitecek ilaç alırım sözleri, ve yine aynı bire bir yaşanan kabuslar, aynı korkular.
Keşkeler, her zaman hayatımızda olucaktır, keşke hata anlamına geldiğinde önemli olan onu tekrarlamayıp bir seçenek olarak kullanmak, hayata bazen bir kez de olsa şans vermek gerekir, ama sonuç belli ise ne kendi hayatını ne de onun hayatını hor kullanma hakkı olmamalıydı. Siz iknizde ailenizi ve çevrenizdeki kişilerin kurbanı oldunuz. Fikir beyan etmek en kolayıdır. Ancak bu fikrin karşı tarafa yarınlarında nelerin getirip, nelerin götüreceğinide hesap etmek gerekir. Kişi fikirlerini duygusal veya mantıksal beyan edebilir, o gün ki ruh halinde karşı tarafında bulunduğu ruhsal çöküntüde duymak istediği şeyleri söylediğinde onun hayatında olabileceklerini hesap edemez ki, işte sonuç, ben sana demiştim cümlesini bilinir ki asla hoşlanmadığım bir cümle bunu sana söylemiyorum. Ancak sen duymak istediğini, olması istediğini duydun ve uyguladın. Sonuç eğer sadece duygu yoğunluğunsa evet ancak hayatsa işte sonuç, peki bundan sonraki süreç ne olucak? Yeniden iki üç aylık mutluluk senaryosunumu yaşamak istiyorsun, yoksa kendi dünyanı oluşturup hayata kaldığın yerden devam mı ediceksin?
Başını kaldırıp yüzüme baktığında, aldığı darbeden göz altının morlukları, ve dudağında ki yaraya rağmen onu çok seviyorum derken gözlerinin doluluğuyla kafasını eğdiğinde, artık devam edecek gücüm yok, ona olan sevgim bir yere kadar yetiyor, onsuz yaşamayı göze almanın zamanı geldide geçti diyordu. Sesindeki titreme ise vazgeçilmezliği açıkça anlatıyordu. Evet dediği gibi sevgi bir yere kadar, şiddettin boyutu sevgisinin üstündeydi.
Toplumumuz da senin gibi kaç kadın var biliyormusun? Tahmin edemeyeceğin kadar, bazıları senin gibi sevgisi uğruna, bazıları töre uğruna, bazıları çocukları uğruna, bazıları aileleri uğruna, birde etraf ne der diyenler grubu var, görüyormusun ne kadar çok şıklı ama sonuç hep böyle ya canlarını verecek kadar, ya da yaşamlarını feda edecek kadar.
Aslında erkeklerin farkında olmadıkları nedir biliyormusun, kafasını kaldırıp gözlerime baktığında biz kadınların başardıkları, mertçe sevgimize, aile kurmuna ve onların sözde bahanelerine bizlerin dik duruşlarıyla hayatı yenmemiz, onların hayat bahanelerinde hiç yılmazdan savaş vermemiz, onlar bir sorunda yıkılırken, bizlerin baş etmemiz. Oysa kadınlarının onların hayatlarını ne kadar kolaylaştırdıkları, ne zaman ki bunun bilincine varırlar, veya varanlar işte yaşamlarının her problemli anında daha rahat sorunları atlattıklarını farkederler.
Hayat, size sunulanı yaşamaksa yaşayın, ancak geride bırakılan onca yaşanmışlıkları hafızadan silmeyi başarabilmek gerekir. Aslında giden mi sancılar içindedir, yoksa kalanmı, her iki tarafta sancıları yaşarmı? Unuturum demek mi kolay, yoksa unuttum demek mi. Ya da unutma kelimesini kullanırken aslında ne unutulduk, nede unuttuk gerçeğimi.
Bir ömrü, onur ,şeref , namus adına yaşanması gerekenlerden vazgeçen mi, yoksa bu değerleri savunur gözükenin yaşamımı..
Eminim hayır onur, şeref, namus öncelikli dediğinizi hisseder gibiyim. Biri varki bu değerler adına ya aptal olarak yargılanmıştır, ya da takdir olarak görülmüştür. Peki bunların anlamı nedir? Bir insan düşününki bu değerler uğruna herşeyini kaybetmiş, bir insanda düşünün ki bu değerleri sözde savunan ancak hiç de öyle yaşamamıştır.
Lütfen; hayat size sunulanların üzerinde değerlidir, an'ları yaşayın ve mümkünse yaşatın, ikincisi yok, tabii hak edilen değerde olsun, şartlar veya imkanlar demeyin an'ı yaşayın kaçırmadan..
Saygılarımla...
Eren Genç
Bazen; sevinçlerimizi, hüzünlerimizi, geçmişimizi yaşamımızı başka yaşamların ardına adeta gizleriz.
