Almanya'da merkezi Heidelberg'te bulunan Türkçesi Siyaset ve Bilim Forumu olarak bilinen Heidelberger Forum für Politik und Wissenschaft örgütünün başkanı Karamanlı Hemşehrimiz Dr. Hasan Şeker'in basında da yayınlanan Almanya'ya göçün 50'inci yılını kutlama etkinlikleri ile alakali degerlendirmesini yayınlıyoruz:
Biz sahi neyi "kutluyoruz"?
Son aylarda Almanya'ya Türk işçi göçünün 50'inci yılını kutlama modası cereyan etmektedir. Oysa konuya biraz derinlemesine bakılırsa aslında bu göçün kutlanacak bir yönünün olmadığı çok açık ortadadır. Vaktiyle bir ülke vatandaşına gereken istihdamı sağlayamamış ve bu nedenle halkının azımsanmayacak bir bölümü eşini, dostunu, akrabalarını geride bırakarak yurt dışına, örfü, adeti ve geleneği tamamen farklı bir ülkeye göç etmeye mecbur bırakılmıştır. Bunun nesini kutluyoruz?
Elbette bu göçün birey olarak bir çok insanımıza önemli getirileri olduğu kesindir. Almanya'ya göç eden bazı vatandaşlarımızin bir kısmı yüksek öğrenim gördü ve öğretmenlerimiz, hekimlerimiz, bilim adamlarımız, yöneticilerimiz yetişti veya şirketler kurdular. Ama bu madalyonun sadece bir yönü. Eğer niyetler halis ise, sadece toz pembe resimler çizmek yerine tüm toplumsal gerçeklerin üzerinde durmak ve 50 yıl sonra Almanya'daki Türklerin konumunu bilimsel verilere dayanarak ortaya koymak gerekir. Hoş sözler ve sembolik anlamdan başka bir değeri olmayan bu etkinlikler topluma ne kazandırabilir?
İlginçtir ki, bu etkinliklerde Alman kurum ve kuruluşlarından ziyade Türk kuruluşları ön plana çıkmaktadır. Kutlamaların içeriğine de bakılırsa, sanki Almanya'da her şey süt liman. Türk halkı çoktan beri alman toplumuna tamamen entegre olmuş ve her alanda eşit kabul edilen, dışlanmayan, diline, dinine ve kültürüne saygı gösterilen bir toplummuş gibi, gerçekleri yansıtmayan bir genel izlenim sergilenmektedir. Bu yaklaşım son derece yanlıştır.
Eğer 50 yıl sonra bir taraftan Alman okullarında İngilizce, Fransızca veya İspanyolca dil derslerine mümkün olduğu kadar erken başlanmasına önem verilirken Türk çocuklarının teneffüste bile okul bahçelerinde Türkçe konuşmasına yasak getirilmeye, Türk öğretmenlerinin okullarda dersleri engellenmeye çalışılıyorsa, Almanlarla eşit oranda Türk çocuklarının liselere ve üniversitelere gidebilmesi için hala tüm eyaletlerde ciddi adımlar attıramadıysak ve gençlerimiz okul tercihlerinde hala haksızlığa uğruyorsa, liseye giden çocuklarımızın sayısı halen % 10 civarında iken artık Türk okulu diye anılan Hauptschule'lerde % 50 düzeyinde seyrediyorsa, OECD raporları göçmenlerin Almanya'da dışlanmaya maruz kaldığından şikayetçi ise, üniversite mezunu gençlerimizin Alman şirketleri tarafından dışlandığını Alman üniversitelerinin ilmi araştırmaları ortaya koyuyorsa, sırf TÜRK olduğu için Solingen, Mölln ve Ludwigshafen gibi alman kentlerinde kundaklama olaylarında insanlarımız can vermişse, Türk göçmenler arasında depresyon hastalıkları yerli topluma nazaran kat kat daha yüksek ise, Türk kadınları arasında intihar vak'aları Alman kadınlarına nazaran 5 kat daha yüksek olduğu iddia ediliyorsa, buradaki Türkler Türkiye'deki toplumdan kopmuş ve "GURBETÇİ/ALMANCI" olarak algılanıyorlarsa, toplumumuzun en önemli merkezlerinden biri olan camilerimizin hukuki statüsü halen bir "kanarya yetiştirenler derneğinden" farklı değil ise, alman hapishaneleri Türk gençleri ile dolup taşıyorsa, çok sayıda engelli Türk çocuklarımız ve ihtiyarlarımız bakım ve huzur evlerinde adeta hem öksüz hem yetim gibi kendi hallerine ve alman bakıcıların insafına teslim edilmiş ise, biz neyi kutluyoruz Allah aşkına?
Bir çok siyasiler, belediye başkanları vs. bu söz konusu etkinliklerde Türk göçmenlerin kulağına hoş gelecek güzel sözler sarf etmekte ve ağzına bal sürmekte birbiriyle yarışmaktadır. Mannheim kenti gibi çok büyük bir Türk kitlesinin yaşadığı, bir çok Türk iş yerinin, derneklerin, camilerin bulunduğu bir şehirde bile halen hiç bir siyasi partiden tek bir Türk belediye meclisi üyesi seçilemediyse, alman temsilciler tarafından sarf edilen bu tatlı sözlerin inandırıcılığına gölge düşürdüğü gibi kendi toplumumuzun da ne kadar bölük pörçük olduğunu kanıtlamaktadır. Mannheim bu konuda sadece bir misal, diğer şehirlerde durum pek farklı değil.
Bu açıdan "Almanya'ya Türk işçi göçünün 50'inci yılı kutlamalarının" Türk ve Alman toplumuna bir fayda getirebilmesi için, bu etkinlikleri siyasi rant için istismar etmek veya ettirmek yerine, tüm tarafların, Alman ve Türk resmi kurumlarının, siyasi partilerin ve en önemlisi, buradaki Türk kuruluşlarının ciddi öz eleştiride bulunmaları ve bunun neticesinde tespit edilecek eksikliklerin giderilmesi için bunları dile getirmeleri kaçınılmaz.
Artık sadece "onlar ve biz" anlayışı içerisinde hareket edip, yapılan eleştirilere kulakları tıkamak yerine Türk toplumuna ve kuruluşlarına yöneltilen eleştirilerin haklı yönü olduğunu da kabul etmek durumundayız.
Fakat öte yandan da Türk toplumunun rahatsız olduğu ve aleyhindeki konuların çözüme kavuşturulmasının orta ve uzun vadeli Alman toplumunun da lehine olacağının muhataplarımıza izah ve kabul ettirebilecek konuma gelmemiz gerekiyor.
Ayrıca 50 yıldır Almanya'da var olan, hiç şüphesiz bu ülkenin kalkınmasına önemli katkı sağlamış ve kendini bu ülkenin yerlisi olarak tanımlayan insanların kendilerinin göçmen olarak algılanmasına sebebiyet veren göç yıl dönümü kutlamaları hem kendi içinde bir çelişkidir hem de Alman toplumunun gözünde birleştirici bir unsur teşkil etmediği bilinmelidir.
