-Bu yazımı bugün doğum günü olan bir arkadaşıma armağan ediyorum.-
Bir varmış bir yokmuş. Zamanın birinde güzel bir kız yaşarmış. Bir gün yolu geniş kalabalıklardan, küçük bir kasabaya düşmüş. İyi bir gelecek umuduyla toplamış valizini düşmüş yollara. Geçmez sanılan yıllar su gibi akıp geçerken, 2 şirin kasabalıyı bu güzel kızın arkadaşı yapıvermiş.
Bunlar birbirleri ile çok uyumluymuş. Kafaları denk, ortak yönleri fazlaymış. Bu yüzden bir araya gelince eğlenceli ve hoş vakit geçirirlermiş. Ortak paydalarının dışında hepsinin farklı olan özellikleri varmış elbet. 2 kasabalı uçlarda dolaşırken, güzel kızımız denge taraftarıymış. Zaman ilerledikçe her gülde mutlaka bir diken olan farklılıkları sivrilmeye başlamış. Biri ne kadar ciddi meselelerde kafa yormaya aşıksa,diğeri de tam tersi sadece eğlence peşindeymiş.Ciddiyet adeta moralini bozar, sinirlerini gerermiş. Bu eğlenme merakı muhteşem zekasına rağmen, onu boş bir insan olmaya yönlendirirken; memleketlisini de ciddiyet tutkusu, onu taşınamayacak kadar ağır biri haline getirirmiş. Bizim güzel dengeci kızımız da, ideal ölçüyü tutturmaya çalışırken hep kararsız kalırmış. Ama gene de bir şekilde o zor olan dengeyi sağlarmış.
Bu sefer de şöyle bir sorun ortaya çıkmış. Dengeci güzel kızımız tam ortada yer alırken, birinin yanında ağır, diğerinin yanında hafif basarmış. Güzel kızımızla önce daha şirin ama boş olan kasabalı yolunu ayırmış, kendine göre çok daha dolu olması (ağır basması) gerekçesiyle. Kızımızın kafası zehir gibi çalışıp, her şeyi irdeleyerek gerçeklere ulaşmaya çalışırken, değilmiş eğlenceli kasabalının umurunda dünya. Anlamaya çalışırken güzel kızımız olayların perde arkasını, diğerlerine göre olan olmuştur artık, kalmamıştır sebeplerin anlamı..
Diğer taraftan dengeci kızımız, yetişemiyormuş ciddinin hızına. Tüm dünyayı sırtına yüklemiş bir vaziyette, zaman kalmamışçasına hep acele edermiş. Bilmezmiş ki aceleden hep ecele gittiğini.. Acelesinden, biraz da çok bilmişliğinden göremiyormuş işte en önemli noktayı. Ve kızımız hafif geliyormuş ciddiye. Bu yüzden kurtulamıyormuş bir türlü onun eleştiri oklarından. Kendisi dünyanın efendisi olduğundan, beğenmiyormuş kendinden başka hiçbir şeyi. O yüzden eleştirirmiş ya herkesi. Sabırlıymış kızımız, idare etmiş bunca zaman. Ama artık dayanamamaya başlamış, her şeyde bir son nokta olduğundan. Ciddinin ağırlığı altında ezilmeye başlamış güzel kızmız ve artık kalkamamış bir daha. Bu sefer kızımız almış bohçasını çıkmış yola. Zaten giderse gitsinmiş, bir işe yaramıyormuş;nedense icraat yok,laf çokmuş. İşlerden önemli ne varmış bu hayatta? Yokmuş Başarıdan Tatlısı işte.. Güzel kızmız artık varlık nedeni kalmayınca, tekrar geldiği yere taraf koyulmuş yola. Vardığında ise kaybolmuş tüm ihtişamı kalabalıkların arasında.
Bu 2 kasabalı kalakalmış en baştaki gibi birbirlerine gene. İşin ilginç yanı bu zıtlığa rağmen mükemmel bir denge oluşuvermiş aralarında. Zira boşluğun verdiği hafiflik pervane olmasını sağlamış ağır ve sabitin etrafında. Alan memnun satan memnunmuş. Ciddi sadece eğlenceli boşun yanında net olarak görebiliyormuş, gücünün ihtişamını, zekasının kıvraklığını ve aklının nimetlerini. Ve boşta ağır ciddinin kanatları altında güvende hissediyormuş kendini, sadakatiyle doyuruyormuş karnını bağımlılıklarının.
Odaklanılmasaymış eğer benzerlikler yerine farklılıklara, olduğu gibi kabullenilseymiş her şey, birliklerinin oluşturduğu güç karşısında kolay kolay duramayacakmış hiç kimse.
Ama NASİP DEĞİLMİŞ İŞTE…
Canan Selvi

