Hürrem'i Bırak Angelina'ya Bak

Yazan  Adem Kocaturk

Malum-u Âliniz; "Muhteşem Yüzyıl" gündemini hala yitirmemişken, her kafadan bir ses çıkarken, harem ve padişah eşlerine dair ağzı olan konuşurken bir kaç kelamda biz edelim dedik. Haddi aşma riskini de göze alarak...

Elbette Hanedan kadınlarının hareme girişleri, oradaki yaşantıları ve yükselişlerine dair inanılmaz hikayeler anlatmak mümkünken olaya başka bir pencereden bakarak yeni bakış açısı geliştirmeye çalışacağız.

Yeni bakış açısı derken yeni keşifler peşinde değiliz, aslında eski bakış açısını göstermeye yönelik bütün bunlar. Zira bu günün düşünce yapısı ile baktığımızda ne sarayı nede sarayda yaşananları anlamamız mümkün olmayacaktır.

O günün devlet geleneği ve dünya konjonktürünü anlamadan örneğin "kardeş katli vaciptir" düsturunu nasıl anlayabiliriz. Ki birçoğunun evliyalık makamında olduğunu düşündüğümüz padişahlarımızın ağzından bu sözleri duymak oldukça şaşırtıcı olabilir. Hem de bu sözü Devlet-i Ali Osmaniye'nin bekası için sarf ediyorsa durup düşünmek gerekir. İşin doğruluğu ya da yanlışlığında değilim. Bunu tartışmak din âlimlerinin yada tarihçilerin işi.

Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim; Cumhuriyet tarihinde de birçok devlet adamı katledilmiş, asılmış faali meçhul cinayetlere kurban olmuştur.

Taş devri taşlar bittiği için değil mantıklar değiştiği için bitti. Dolayısı ile anlamaya çalıştığımız dönemin mantığı ve şartlarıyla düşünebilirsek ancak o zaman sağlıklı değerlendirmeler yapabiliriz.

Hareme dönecek olursak, padişahların, ardında, taht savaşında kendilerini göstermesi için birden fazla şehzade bırakmak zorunda olduklarını artık hepimiz biliyoruz. Bu da, padişahların haremin içinden birden fazla kadını gözde olarak seçmesini zorunlu kılıyordu. Padişah henüz yaşarken savaşmaya başlayan şehzadelerin arasında en güçlü olan, babasının ölümünün ardından devletin başına geçer, böylece devletin bekası sağlanmış olurdu. Fakat bu savaş sadece şehzadeler arasında olmaz, 'Valide Sultan' olma savaşına giren bazı şehzade anneleri de savaşı yönlendirirdi. Babadan oğula geçen bu sistem, 1. Ahmed'den sonra değişti ve hanedanın en büyük erkeğinin padişah olması yöntemine geçildi.

Zannımca böylece Osmanlı'nın çöküşü başladı. Yani artık en güçlü genç şehzadeler değil, yaşlı heyecanı olmayan ve sürekli öldürülme kaygısıyla yaşamış hanedan mensupları padişah oldular. Bu profildeki bir insandan da kıtalar fethetmesini beklemek yanlış olur haliyle.

Her neyse konumuz Osmanlı'nın neden çöktüğü değil. Konumuz harem ve padişah eşleri. Bu konuya bakışımı şöyle özetleyebilirim. Padişahlar zevk-ü sefa için harem kurmamış ve sırf kendi tatminleri için birden fazla eş edinmemişlerdir. Bunu bir örnekle açıklayalım.

Yıldırım Bayezid'in, birer şehzade annesi olan ilk işi eşi vardı. Kanuni Sultan Süleyman'a kadar son nikah kıyan padişah olduğu biliniyor. Bunun sebebi ise, 1402'de yapılan Ankara Savaşı'nı kaybetmesi ve eşinin düşmanlar tarafından kaçırılması.
Bayezid'in eşlerinden Angelina Hâtûn, Şehzâde Musa’nın annesiydi. Angelina, aynı zamanda, ikinci kocası Fernán González de Contreras ile María García de Segovia’nın oğlu Diego González de Contreras olan Bizans Prensesi'ydi.

Toprak almak karşılığında evlendiği Devlet Şah Hâtûn ise, Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın kızı; Mustafa Çelebi'nin de annesiydi.

Bayezid'in beşinci eşi Devlet Hâtûn, Mevlânâ Celâleddin-î Rûm-î’in oğlu Sultan Veled’in kızı Mutahhara Hâtûn'un soyundan gelen Germiyanoğlu II. Yakup Bey’in kızı; bir sonraki padişah Çelebi Mehmedin de annesiydi.

Diğer dört eşi de beyliklerin ve diğer devletlerin önde gelen ailelerinin kızlarıydı.

Hafsa Hâtûn, Aydınoğulları Beyliği’nden İsa Bey’in kızı; Sultan Hâtûn, Dulkadiroğulları Beyliği’nin altıncı hükümdarı olan Süleyman Bey’in kızı; Mileva (Olivera Lazarevic Despina) Hâtûn, Sırbistan Kralı Lazar Hrebelyanoviç’ın kızı; Maria Hâtûn ise İkinci kocası Payo Gómez de Sotomayor olan Macar Kontu János’un kızıydı.

Buradan şunu anlıyoruz ki; savaşların bitmesi, yeni toprak elde edilmesi gibi daha bir çok sebep için padişahlar evlilikler yapmışlardır. Bunun yanında 1 Mustafa gibi hiç evlenmemiş, 4. Murat gibi tek eşi olan, ya da Yavuz Sultan Selim gibi erkek çocuğu olmaması nedeniyle ikinci kez evlenen ve başkaca evlenmeyen padişahlarımızda vardır.

O dönemlerde evlilikler çoğunlukla siyasi sebeplere dayanıyordu. Buna güzel bir örnekte Fatih Sultan Mehmet'tir.

Fatih Sultan Mehmed'in haremde etkin olduğu bilinen eşi Gül-Bahar Hâtûn, Gevher Sultan’ın annesidir. Gülşah Hâtûn ise Karamanoğullarından İbrahim Bey’in kızıdır. Fatih'in 3. eşi ve II. Bayezid’ın annesi olan Sitti Mû’kerime (Mükrime) Hâtûn, Dulkadiroğulları Beyliği’nin altıncı hükümdarı olan Süleyman Bey’in kızıdır. Diğer eşleri ise Çiçek Hâtûn (Türkmen Beyi kızı), Helene Hâtûn (Mora Despotu Demetrus’un kızı), evlilikleri kısa süren Anna Hâtûn (Trabzon İmparatoru’nun kızı) ve Bizans prenseslerinden Alexias Hâtûn'dur.

Saygılarımla

Adem Kocatürk

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile